Senarist olma ümidiyle dedesinin anılarını kaleme almaya başlayan kimya mühendisi Zafer Eğilmez(26), 84 yaşındaki dedesi Süleyman Eğilmez’in henüz hastalıklarından başka bir şey anlatmamış olması nedeniyle sıkıntılı günler yaşıyor. Bu sabah düzenlediği basın toplantısında, çocukluğundan beri hep yazar olmak istediğini belirten Eğilmez, “İçimdeki sese kulak vererek 6 ay önce işimden ayrılıp kendimi bu senaryoya verdim. Aklımda yeterince iyi bir fikir olmadığı için umudumu dedemin anılarına bağlamıştım ama maalesef olmadı. Ne bir göç anısı, ne buruk bir aşk öyküsü. Varsa yoksa hemoroid, prostat, hipertansiyon. Yazarlıktan ayrı, dedemden ayrı tiksindim…” sözleriyle anlattı buruk öyküsünü.
Çöpe giden 4 aylık çalışma
Altı ay öncesine kadar bir fabrikada kimya mühendisi olarak çalışan Zafer Eğilmez, çocukluğundan beri rüyalarını süsleyen bir film senaryosu yazma fikriyle işinden ayrılarak, senaryo çalışmalarını sürdürmek üzere bir süre önce evine kapanmıştı. İyi bir senaristin ilk önce kendi geçmişinden beslenmesi gerektiğine inanan Eğilmez, kendisinin kayda değer bir geçmişi olmadığını farketmesinin ardından, ailesindeki en yaşlı insan olan 84 yaşındaki dedesi Süleyman Eğilmez’e yöneldiğini söyleyerek, şöyle devam etti:
“Ailemizin bugünlere nasıl geldiğini, geçmişte yaşadıkları zorlukları, sıkıyönetim günlerini, unutulmayan aşk hikayelerini öğrenmeyi hedefliyordum ama yaşlıların hastalık anlatma merakını hesaba katmamışım. Dönüp geriye baktığımda 4 aylık çalışma sonucu ortaya çıkan 300 sayfalık notun çoğu hastalıklarla ilgili, kalan kısmında da bana defalarca ‘Ne zaman evlenecen?’ diye sormuş zaten. Resmen kuruttu adam beni…”
“7 sayfa boyunca kabızlık anlattı”
Prostat ve hemoroid problemi yaşayan, bunun yanında eklem romatizması gibi hastalıkları olan Süleyman dedenin, başta ilgi çekici gibi görünen her hikayeyi nasıl olup da hastalıklarına bağladığını anlayamadığını belirten genç yazar “Üstünden de epey zaman geçti, şimdi pek hatırlayamıyorum ama galiba ilk ‘Dede anlat bakalım, babaannemle nasıl tanıştınız?’ diye sormuştum. Dedem sağolsun anlattıkça anlattı. O anlattıkça ben yazdım. Bi ara geri dönüp aldığım notlara bakınca şok oldum. Babaannemi isteme hikayesini nasıl becerdiyse kabızlığına bağlamış. Sadece o kabızlık hikayesi bile yedi sayfa sürüyor. Gerçi arada anlattığı iki üç yokluk, açlık hikayesi de var ama yaşlı başlı adam neticede, insan onlardan da emin olamıyor artık…”
Diğer aile büyüklerinden de umduğunu bulamadı
Dedesinden ümidini kesince babaannesine ve dedesinin kardeşine yönelen Eğilmez, onlardan da umduğunu bulamamış. Yedi kuşaktır Kayseri’de yaşayan ve ticaretle uğraşan Eğilmez ailesinin bugüne kadar Kayseri dışına çıkmadıkları gibi, yaşadıkları en büyük mali krizi de sahip oldukları 16 dükkandan birini satarak atlatmayı başardıklarını söyleyen Eğilmez, “İyice sordum soruşturdum, ailedeki bütün evlilikler de iki tarafın rızası ile olmuş. Bırak acıklı bir göç, sürgün hikayesini falan, ailenin geçmişinde ilaç için bir tane nişan atma olayı bile yok. Bir insanın sıkıyönetim zamanıyla ilgili tek anısı nasıl olur da tüp taşırken bel fıtığı geçirmesi olur yahu?!” diyerek yazarlık yaşantısını daha başlamdan bitiren ailesine sitem etti.
Ailede ilginç gelişmelerin yaşanacağı güne kadar senaristlik kariyerini askıya aldığını açıklayan Eğilmez, bir ilaç firmasında mümessillik poziyonu için yapacağı iş görüşmesine yetişmesi gerektiğini belirterek toplantıya son verdi.
Zaytung
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Yeni başlattıkları uygulamayla, her hafta huzurevlerindeki kimsesiz yaşlılara moral gezileri düzenleyen İzmirli yerel basın mensuplarının bu hafta ziyaret ettikleri isim, Özel İzmir Narlıca Huzurevi sakinlerinden Vahap Tekinsoy (74) oldu. Sohbet esnasında, yaptığı hesaplamalara göre artık cenneti garantilediğini ifade eden Vahap Dede, bundan sonra artık sadece prestij sevapları için yaşayacağını açıkladı. Şu saatten sonra çok büyük bir hata yapmadığı takdirde huzur içinde cennete intikal edeceğini ifade eden yaşlı kurt, “Her şeye rağmen aynı ciddiyetle yaşamaya devam edicem, rehavete kapılmak yok…” sözleriyle de hayat disiplininden kopmayacağının sinyallerini verdi.
Sevenlerine müjdeyi verdi
Tam 16 senedir kaldığı Narlıca Huzurevi’nde sempatik hareketleriyle arkadaşlarının gözdesi olan Vahap Tekinsoy, dün İzmirli yerel basın mensuplarının ziyaretiyle oldukça keyifli dakikalar geçirdi. Konuşmalarında cennete gitmeye kesin gözüyle baktığını vurgulayan ve ailesi ile sevenlerine artık bu müjdeyi verme zamanının geldiğini söyleyen Tekinsoy, “Her ne kadar burada bulunduğum süre içerisinde işlerinin yoğunluğundan dolayı yanıma gelememiş de olsalar, bu haberi alınca müthiş sevineceklerini düşünmek yanlış olmaz” derken, muhabirlere bir süre (yaklaşık iki saat boyunca) yakınlarının fotoğraflarını gösterdi.
“Günaha girmeye tahammülüm yok”
İlerleyen yaşı sebebiyle ailesindeki kişileri hatırlamakta zorlanan ve haklarında çelişkili ifadelerde bulunan Vahap Tekinsoy, daha sonra tekrar cennete gitme yolunda yakaladığı büyük avantaja değindi. Bugüne kadar kararlı bir biçimde öbür dünya için çalıştığının ve cennete gitmesinin bunun doğal sonucu olduğunun altını çizen Vahap Tekinsoy, muhabirlerin gülüşmeleri arasında açıklamalarını sürdürdü.
Ölü toprağı atılıyor
Toplumda son yıllarda yaratılan “Biz yapamayız, biz beceremeyiz” anlayışının artık tarihin tozlu sayfalarında kaldığını ifade eden başarılı yaşlı, “Efendim böyle bir şey yok, sistemli ve planlı bir çalışmayla Türk insanın da neler başarabileceğini herkes görecek.” derken, halen ilk günkü heyecanını kaybetmediğini, günde 5 vakit büyük bir ciddiyetle namaz kılmak dahil tüm ibadetlerini eksiksiz sürdürdüğünü vurguladı.
“Bu işlerde biliyosunuz son seneler en kritik zamanlardır, bu senelerde yapılan basit dikkatsizliklerle, şahsi hatalarla cehenneme giden çok arkadaşımızı gördük.” diyen Tekinsoy, cennete böylesine yaklaşmışken herhangi bir günaha girmeye tahammülü olmadığını ifade ederken, “Hayat disiplininden kopmadan, sanki hiçbir şeyi garantilememiş gibi devam edicem. Artı şu saatten sonra alacağım sevaplar, ilerde aile puanını çok etkiliyor. Sadece kişisel olarak düşünmemek lazım…” sözleriyle de, kendi açtığı bu yolu takip edecek olanlara önemli tavsiyelerde bulunmayı ihmal etmedi.
“Zirvede bırakmak istiyorum”
Yaşı ve tecrübesi gereği artık sevap almak kadar sevap aldırmaya da ağırlık vereceğini sözlerine ekleyen emektar yaşlı, vakti geldiğinde bayrağı gençlere bırakmak istediğini kaydetti. En büyük hayalinin zirvedeyken ebediyete intikal etmek olduğunu, ancak bunu kendisinin yapması halinde sert yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını söyleyen Tekinsoy, “Bu konuda siz basın mensuplarının veya eli ayağı tutan, şırınga kullanmasını bilen, azcık vicdanı kalmış herhangi birinin yardımlarını dualarımla kabul ederim. Lütfen bitirin şu işi, bi Allah’ın kulu yok mu ya…” sözleri esnasında bakıcıların müdahalesiyle karşılaştı.
Tekinsoy’un bakıcılara mukavemet göstermesiyle dinlenme salonunda çıkan arbede, huzurevi yetkililerinin gelmesinin ardından büyümeden önlenirken, Müdür Yardımcısı Doç.Dr.Şevket Eybatur’un muhabirlerin sorularını yanıtladığı sırada bir hayli öfkeli olduğu gözlerden kaçmadı. “Ya bunları bize sormadan etmeden röportaja almayın, konuşacak halde olanı var olmayanı var. Hayır işliycem diye kafanıza göre iş yapıyorsunuz… Yürü amca sen de.” ifadelerini kullanan Eybatur, basın mensuplarından da huzurevini terk etmelerini rica etti.
Medyaya huzurevi yasağı kapıda
Son olarak, Vahap Tekinsoy’un sakinleştirici iğne kullanılarak odasında uyutulduğu öğrenilirken, huzurevi yönetiminin bundan sonrası için içeri basın mensubu alınmaması yönünde mahkeme kararı çıkarttıracağı da gelen bilgiler arasında.
zaytung
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
İnternet sitelerinin ilk hallerini görmeyi seviyoruz, arada böyle makaleler popüler oluyor. Ama hep “Dünya’nın En Popüler Sitelerinin İlk Halleri” gösteriliyor. Ben de Türk İnternet sitelerinin archive.org’da bulabildiğim en eski ekran görüntülerini biraraya getirip Türk İnternet’ine bir katkım olsun dedim.
![]() |
| Garanti.com.tr |
![]() |
| milliyet.com.tr |
![]() |
| Radikal.com.tr |
![]() |
| isbank.com.tr |
![]() |
| sahibinden.com |
![]() |
| turkcell.com |
![]() |
| mynet.com |
![]() |
| ideefixe.com |
![]() |
| hurriyetim.com |
![]() |
| e-kolay.net |
![]() |
| Gittigidiyor.com |
![]() |
| yemeksepet.com |
![]() |
| Blogcu.com |
![]() |
| tatil.com |
![]() |
| izlesene.com |
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Aralık’ta Bodrum’da deniz keyfi
MUĞLA’nın Bodrum İlçesi’nde bugün sabah saatlerinden itibaren etkili olan güneşli ve sıcak hava ilçede yaşayanlara ve az sayıdaki tatilciye yazdan kalma bir gün yaşattı. Denize girenler, “Bodrum’un tadı kışın bir başka güzel oluyor. Hava serin ama deniz sıcak, çıkmak istemedik” dedi.
Bodrum’a hafta sonu İzmir, İstanbul, Manisa ve Balıkesir’den tatile gelen az sayıdaki tatilci sıcak ve güneşli havanın tadını çıkardı. 15 derece hava ve 18 derece deniz suyu sıcaklığının ölçüldüğü Bodrum’un Ortakent Yahşi Beldesi’ndeki dünyaca ünlü Camel Beach’te yaklaşık 45 dakika denize girip, güneşlenen Manisa ve Balıkesirli gençler üç günlük kısa tatilin kendilerine kış ortasında yaz keyfi yaşattığını söyledi.
Manisa’dan gelen üniversite öğrencisi Savaş Karabacak, “Bodrum’un tadı kışın bir başka güzel oluyor. Gördüğünüz gibi kışın ortasında arkadaşlarımla Bodrum’da deniz ve güneş keyfi yaptık. Bir saate yakın denize girdik. Hava biraz serin ama deniz sıcak, çıkmak istemedik. ’Kış ortasında deniz keyfi yaşadık’ desek kimse inanmaz buna” dedi.
Sahillerde yürüyüş yapanlar ise sıcak ve güneşli havada bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Bari başka parola bulsaydınız demek geldi içimden: - Ayşe tatile çıksın, cümlesini okuyunca…
İddianameye göre şike faaliyetleri bu parolayla başlıyormuş…
Sanki başka parola kalmamış gibi!
Demek ki, tarihe mal olmuş bu parolanın da suyunu çıkarmışlar diye düşündüm.
Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin coğrafyasını belirlemiş bir paroladır, “Ayşe tatile çıksın” cümlesi…
1974 Ağustos’unda Cenevre’deki görüşmeler tıkanınca, Dışişleri Bakanı Turan Güneş, daha önce kararlaştırdıkları gibi dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e, “Ayşe tatile çıksın” parolasını iletir. Bunun anlamı Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ikinci aşamasının başlamasıdır. Bu cümleyi duyan Ecevit düğmeye basar ve Türk Silahlı Kuvvetleri 14 Ağustos 1974’te köprü başı olarak tuttuğu Girne’den harekete geçer, Magosa’ya kadar uzanan bugünkü KKTC coğrafyasını belirler.
Parolada adı geçen Ayşe, bugün Prof. Dr. Ayşe Ayata olarak tanıdığımız Turan Güneş’ın kızıdır.
Şike iddiaları Türk sporu adına zaten çok üzücü, bir de alay eder gibi böyle tarihi bir parolanın kullanılması insanı daha da üzüyor.
İnşaat işçisi!
İddianamede yer alan şike faaliyetlerine ilişkin şifrelerin hepsi ilginç…
Şike için para dağıtmak inşaatmış…
Futbolcular da inşaat işçisi…
İnşa ettikleri iddia edilen işe ve bir de “inşaat işçisi”ne bakınca, Türk futbolunun ağlanacak haline, gülüyor insan!
Milyon dolarlar niye ödeniyor?
Futbolda şike işinin aklımın almadığı tarafı şu…
Anlı şanlı takımlarımızın futbolculara ödedikleri paralar dudak uçurtacak servetler büyüklüğünde…
Milyon dolarlar, milyon eurolar uçuşuyor havada…
Bu yetmezmiş gibi servet ödenen futbolcular gol attıklarında ayrıca öyle veya böyle ödüllendiriliyor.
Birçoğunun değeri Van’daki deprem için toplanan paralardan kat kat fazla olan bu takımlarımızın bir de garip bir belediye veya Anadolu takımını yenmek için üstüne para vermelerini anlamak mümkün değil.
Madem bu takımları bile şike yaparak yenebiliyorsanız, o zaman, bu futbolculara milyonlarca dolar vermek niye!
Bu kadar değerli futbolcular, belediye veya Anadolu takımlarını yenemiyorlarsa, aldıkları parayı hak etmiyorlar demektir.
Milyonlarca dolar ver, yıldızlardan bir takım kur, ama yenmeleri için bir de karşı takıma rüşvet ver!
Akıl işi değil doğrusu!
Boşa çıkan heyecanlar
Eğer şike iddiaları doğruysa, en çok taraftarlara üzülürüm.
O kar-kış, sıcak-soğuk, gece-gündüz demeden, saatlerce tribünlerde bekleyen, gol ihtimali belirince yakayı paçayı yırtan, çığlıklar atan, belden yukarı soyunan, sahanın ortasına fırlayan, nefes darlığı çeken, kalp krizi geçiren, bir imza için kendini paralayan, tir tir titreyen, evde çoluğa çocuğa hayatı zehir eden taraftara…
Uğruna kendinden geçtikleri, sevinçten veya üzüntüden hıçkıra hıçkıra ağladıkları pozisyonlar acaba “Ayşe tatile çıksın” pozisyonu muydu, sorusu takıldı kafalara bir kere…
Eğer yargılama sonucunda şike iddiaları kanıtlanırsa, bu olaya siyasi anlamlar yüklemek doğru ve gerçekçi olmaz…
Umalım Türk futbolu yargılamadan alnının akıyla çıksın, Türk sporu da bu ayıptan kurtulsun.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Eski milli atlet Süreyya Ayhan Kop’un memleketi Çankırı’da 2003 yılında yapılan heykeli kaldırıldı.
Avrupa Şampiyonu başta olmak üzere bir çok başarıya imza attıktan sonra özel hayatı ile gündeme gelen ve dopingskandalıyla pistlerden uzaklaşan Süreyya Ayhan Kop’un 2003 yılında Çankırı İstasyon Meydanı’na dikilen heykeli, ’yıprandığı ve bakımsız kaldığı’ gerekçesiyle belediye meclisi kararı ile kaldırılarak, belediyenin asfalt şantiyesindeki deposuna konuldu.
Fen İşleri Müdürlüğü’nün teklif yazısı üzerine konuyu görüşen Belediye Meclisi, söz konusu heykelin alt kaidesinin kırılmış, üst kısmının da deforme olması ve bu hali ile tamir ve bakımının mümkün olmaması, kötü bir görünüm sergilemesi nedeniyle 06.10.2011 tarih ve 204 sayılı kararı oy birliği ile alarak kaldırılmasını kararlaştırdı.
Belediye Başkanı AK Partili İrfan Dinç, geçmiş yıllarda yapılan heykelin ciddi şekilde yıprandığını belirterek şunları söyledi:
“Mevcut hali ile bu heykelin üst kısmında Süreyya Ayhan’ın taşıdığı Türk Bayrağı bölümü iyice tahrip olmuş ve Türk Bayrağı katmanları açılmıştı. Bu hali eleştirilere de konu oluyordu. Heykelin Süreyya Ayhan’a benzemediği de zaten belirgin bir haldeydi.
Şehrin en önemli noktalarından birinde çirkin bir görünüm vardı. Bunu meclisimize sunduk ve oybirliği ile bu heykelin kaldırılması kararlaştırıldı. Şayet halkımızdan bu heykelin yeniden yapılması ile ilgili yoğun bir talep gelirse daha güzelini yaptırabiliriz.”
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
CiNSEL iSTEĞi ARTIRMANIN 10 YOLU
Spor yapmaktan, akupunktura kadar pek çok yöntemle cinsel isteği artırmak mümkün
İngiliz seks uzmanı Susan Quilliam’ın son kitabında, belli başlı araştırmaların sonucu dikkate alınarak cinsel isteği artırmanın 30 yolu anlatılıyor. “Viagra’yı boşverin sayısız yöntemle cinsel isteği artırmak mümkün” sloganıyla araştırma sonuçlarını yayımlayan İngiliz uzman, güneş ışığında bulunan D vitamininin erkekteki testosteron hormonunu yüzde 69 oranında artırdığına dikkat çekiyor.
Kış aylarında güneşlenme imkanı bulunmayanlar için seks uzmanı Susan Quilliam’ın araştırma sonuçlarına dayanarak listelediği öneriler:
1. 2007 yılında California’daki Berkeley Üniversitesi tarafından yapılan araştırma sonucunda, erkeğin koltuk altından salgılanan ter kokusunun kadında değişik bir ruh hali yaratabildiği, cinsel isteği artırdığı ve beyni de bu yönde uyardığı belirlendi.
2. Sportif aktivitelerin sadece cinsel organlara kan akımını hızlandırmakla kalmayıp, kişinin modunu değiştirerek ve iyi hissetmesini sağlayarak endorfin adlı beyin salgısını salgılamasını hızlandırdığı kaydedildi.
3. Uzmanlara göre buhardan yana zengin olan hamam, sauna ve spalar kan dolaşımını hızlandırarak libidonun artmasına yol açıyor.
Ayrıca, kadınların rahatlaması için masaj yapılması öneriliyor.
4. Yumuşak bir alkol alımı, vücutta tansiyon ve libidonun artmasına yol açıyor ve flörtöz konuşmaları cesaretlendirdiriyor. Çok fazla şarap içmenin erkekte cinsel isteğin azalmasına, kadında ise cinsel isteği artırmakla birlikte, bu birliktelikten alınacak hazzı baltaladığına işaret ediliyor.
5. Chicago Koku ve Tat Araştırmaları Merkezi’ne göreyse salatalık kokusu kadında cinsel isteği artırmak için birebir.
Ayrıca kabak çekirdeği, kavun, sarımsak, badem, Hint yemekleri olan yeşil köri ve korma libido arttırıyor.
6. Yine aynı merkezde, erkeklerin penislerine kan akışının hangi yiyeceklerle yükseldiğini araştıran bilim adamları, en etkileyici kokuların ekmek, pizza, mısır, çilek ve vanilya olduğunu tespit etmiş.
7. Cinsel isteği artıran diğer besin maddeleri ise istiridye, sığır eti, yulaf içeren kahvaltı gevreği, hindi eti ve kırmızı et.
8. ‘Maceracı yeni deneyimlerin’ beyindeki dopamin adlı kimyasalı ve cinsel isteği artırdığı belirtiliyor.
9. Futbol oynamanın erkekte testosteron seviyesini yükselttiği, özellikle maçın kazanılması halinde erkekte libido artışının kesin olduğu kaydedildi.
10. Akupunktur yaptıran kadınların yüzde 25’i sekse karşı daha ilgili hale gelmenin yanısıra, kendilerini daha enerjik hissettiklerini ve daha net düşünebildiklerini belirtmiş.
Yazı: Nevsal Elevli
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Filipinler’in Manila kentinde yapılan transeksüel güzellik yarışması ilginç görüntülere sahne oldu.







BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Fransız psikanalizinin önde gelen isimlerinden Jean Cournut’nün, dünyada Çince dahil pek çok dile çevrilen kitabından örneklerle ‘erkekler kadınlardan neden korkar’…
70′lerini sürerken 2003 yılında hayata veda eden Cournut, ruh sağlığının toplumsal yönüyle ilgilendiği ömrü boyunca sayısız kitaba imza atmış ve yine Fransız psikanaliz edebiyatının en önemli ödülü olan Maurice Bouvet’yi de almıştı. Bu en çok ilgi gören kitabında, erkeklerin kadınlardan neden korktuğunu, mitolojiden edebiyata, antropolojiden sosyolojiye, psikolojiden felsefeye kadar pek çok açıdan, neredeyse bir feminist titizliğiyle inceleyen Cournut, şöyle diyor: ‘Dünyada sağduyudan daha fazla ve en iyi paylaştırılmış şey cinsiyet farklılığıdır. Bu farklılık erkeklerin tarih boyunca kadına hükmetmesine neden olur. Neden? Erkekler kadınları egemenlikleri altında tutarlar çünkü onlardan korkarlar!’ Ona göre söz konusu korkunun pek çok çeşidi var; mesela erkekler kadınlardan, penislerine sahip olmak istediklerini düşündükleri için korkuyorlar. Ya da sadık olmamalarından çekindikleri için… Babalıklarından hiçbir zaman tam olarak emin olmadıkları için… Kadınların şeytansı, gizemli, tılsımlı olduğuna inandıkları için… Edilginliği ‘kadınsı’ buldukları için… Ama hangisi ağır basarsa bassın, ona göre erkekler, aslında kadınlardan gerçekten neden korktuklarını bilmedikleri için korkuyorlar! Hemen hatırlatalım: Aşağıda bazı alıntılarını bulacağınız bu teze daha başlığı görür görmez karşı çıkacak erkeklerin sayısı milyarları bulabilir; ama görüştüğümüz erkekler bunu itiraf etmekten korkmadılar..
Tatmin edememe korkusu
Kadınların cinsel açıdan gözü doymaz varlıklar olduğu ve erkeklerin onları tatmin etmede büyük güçlük çekecekleri fikri evrenseldir. (…) Ortaçağ tarihçileri yapıtlarında karıları tarafından zehirlenen bir sürü prensin öyküsüne yer vermişler, harem dairesinde mayalanan binbir çeşit büyüye değinmişlerdir (…) Tarihçiler bu korkuya görünüşe bakılırsa üstü kapalı ama varlığı bayağı hissedilen bir korku daha eklerler: ‘Her akşam yatağına giren gözü doymaz şehvetini tatmin edebileceğinden emin olmadığı o Havva…’
Kadınlar şeytansıdır korkusu
Bu konu kadının kutsanmasıyla bir gidiyor, Cournut’ye göre. Meryem Ana, Laura ve Beatrice gibi azizelerin ve şehitlerin karşısında Kirke, Medeia, Erinyes, Lorelei gibi, Çılgın Mag ve hem ilk anne hem de yakıp yıkıcı Pandora olan Hint tanrıçası Kan İçici Kali gibi ne kadar da çok şeytansı kadın var! Hazreti İsa’nın kadınlara gösterdiği saygıya her zaman değiniliyor ancak Cournut onun cinsel yaşamı hakkında hiçbir şey bilinmediğinin altını çiziyor. Bu şeytansı kadın tasarımının karşısında bir de antitez var: Meryem Ana. İdeal ana-kadın. ‘Yani hiç günah işlememiş, yani cinselliğe hiç bulaşmamış.’ En azından o kimseyi korkutmuyor!
Penisimi istiyor korkusu
Cournut’ye göre erkekler kadınların erkeklere baktığında kendilerinde bir şeyin eksik olduğuna inandıklarına inanırlar. Kadın ne ister? Sahip olmadığı penisi! Erkekler Freud’a göre kadınların ‘hadım edilmiş dişi’yi simgelediklerine inandıkları ölçüde, onların karşısında hadım edilme korkusuna kapılırlar. Bu korkuyu savmak için de kadınları niteliklerle, mücevherlerle, fetişlerle ve ayrıca annelik vasfıyla süsleyip donatırlar. Korkuyu önlemenin diğer bir şekli de kadınların cinselliğinden yararlanmaktan ibarettir. Bu yararlanma nevroz gelip de ya erkekte ya da kadında süreci aksatmadığı müddetçe iki tarafa da keyif verir. Ancak kabul edilmelidir ki her halükárda gizemli bir geri plan varlığını korur: Kadın ne ister?
Sadık değil korkusu
Erkeklerin en azından bir kadını kendilerine mal etme, ona sahip olma ya da onun tarafından sahip olunma, onunla birleşme, ona bağlanma, onu koruma konusundaki ısrarları sürer ve bu duygulara genel olarak aşk denir. Ne var ki bu aşk, birazcık bulanık olması halinde, tehdit altında değilse bile daima az ya da çok kırılganlık gösterir. Peki ama neden, her yönüyle bir huzur ortamı ve karşılıklı güven sağlanmış görünürken bile sürekli bir sadakatsizlik kuşkusu erkekleri kemirir? Bunun altında her erkeğin hayatının ilk kadınıyla yani annesiyle yaşadığı geçmiş yatar. Erkeğin kalbine bir mülkiyet duygusu kök salmıştır ama yitirilmiş bir mülkiyet; çünkü o kadın ona daha doğmadan önce ihanet etmiştir. Erkek o andan itibaren güvensizdir artık. Kendisi baba olduğunda ise anne-çocuk ilişkisinde dışlanmış olduğunu görür ve güvensizliği daha da artar. Zamanında bu anne bu çocuğa kendisiyle ihanet etmiş olsa dahi…
Herakles’in kadınlığı, Helene’in muzafferliği
Eski Yunan’da, yani Atina’da kadın yoktur, kadın yurttaş kabul edilmez. Ama muzaffer erkeklikli kahraman Herakles kendi içinde kadınlığın da olduğunun farkına varır. Kraliçe Omphale’nin dizlerinin dibinde iplik büker, onun entarisini giyer ve Nessos’un gömleğini sırtına geçirdiğinde ‘bir kadın olarak acı çeker.’ Erkekler Herakles’in acılı kadınlığından korkar. Helene ise en güzel ve en arzu edilen kadındır ama onca yiğit -erkek- savaşçının hayatına malolan Truva savaşı onun yüzünden patlak vermiştir. Erkekler Helene’in muzaffer kadınlığından da korkar.
Baba gerçekten ben miyim korkusu
Hamileliğin ve doğumun çıplak gerçeğinden erkekler hiçbir şey anlamazlar. İçinden önce acı, sonra mutluluk içinde küçük bir canlı varlığın çıktığı şişmiş bir karın karşısında erkekler kendi kendilerine böylesi olayların nasıl gerçekleşebildiğini sorarlar. Bilimsel yaklaşımın uyanışıdır bu; arzunun nedeni unutulur ve araştırılır. Kuşkusuz hiçbir şeyden emin olunamaz. Bu durumda erkekler anlamadıkları sürece karşılık simgeseli icat etmişlerdir. Ben bebeğe sadece bir yaşam vermiyorum, ona bir ad da veriyorum. Kendi adımı, atalarımın, kanımın, toprağımın adını. Kadınlar kadın kalsınlar ve anneler bebeklerini emzirsinler. Bundan böyle fallik düzen hüküm sürsün. Bununla birlikte, anneliğin tartışılmaz olmasına karşılık, biyolojik babalığın kaynağında, belirsizlik, kendinden menkullük, dilek, günahsız bakire hamileliği ve kutsal hukukun egemenliğine ilişkin büyüsel düşünce yatar.
Korkar ama yine de severler
Erkekler kadınlardan korkarlar ve yine de çoğu kez onları sevmekten alamazlar kendilerini, diyor Cournut. İşin bu yanı, erkeklerin kadınlarla ilişkilerinde en apaçık biçimde gün ışığına serilebilir paradokslardan biri: Aşk… Cournut, aşkın tüm hallerini, sorularını, paradokslarını anlattıktan sonra, şöyle bir sonuca varıyor: Aşk duygudur, eylemdir, doruktur, paradokslardır ve karşılıklı söylenen sözcüklerdir. Bu, çoğu kez, anlaşılmayan şeyden daha az korkulmasını sağlar…
Tehlikesiz hale getirmeye çalışırlar
Erkekler; onları kadınlara açıkça ya da sinsice egemen olmaya kışkırtan bu dişiyi şeytandan arındırmayı denemek üzere birbirlerine her zaman hikayeler anlatıp durmuşlardır: Kuramsal, bilimsel, ahlaki vs. hikayeler. Yani korkuyu setlemek ve iktidarı haklı çıkarmak üzere anlatılan, aldatıcı girişimler olmaktan öteye gitmeyen hikayeler… Hiç kuşkusuz sayılamayacak kadar çok olan bu hikayeler dünyanın her tarafında, çeşitli mitlerde, ideolojilerde ve dünya görüşlerinden sayısız biçimler altında ama ortak temeller çerçevesinde boy gösterirler.
Bunlardan da korkuyorlar:
Kadınların hayvani, vahşi bir cinselliğin ete kemiğe bürünmüş hali olduğuna inanırlar. Kadınlar cinsel doyuma ulaştığında, bunun hiçbir zaman noktalanmayacağı izlenimine kapılırlar.
Sırlara ve tılsımlara sahip, gizemli varlıklar olduklarını düşünürler.
Ölümün (ama aynı zamanda yaşamın ve ‘gerçek’ değerlerin) ete kemiğe bürünmüş hali olduklarına inanırlar.
Kadınlardan korkan erkekler, gerek onları ülküleştirdikleri, gerekse tehlikeli buldukları için onlara yaklaşmakta tereddüt ederler.
Erkekler edilginlikten korkarlar; çünkü edilginliğin aşırı kadınsı olduğunu düşünürler.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
ABD’de bu Türk filmini konuşuyor
ABD’li sinemaseverler 2000’lerde ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ı keşfetmişti. Şimdi ise Müjdat Gezen’li ‘çakma ET’ Homoti fırtınalar estiriyor.
Yeşilçam’da eskiden tür filimleri de çekiliyordu. ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ ve ‘Badi’ gibi bilimkurgu filmleri de bunlar arasında en öne çıkan örnekler arasındaydı…
ABD üniversitelerinde kült film derslerine konu olan ‘Dünyayı Kurtaran Adam’la Türk fantastik sinemasını yeni yeni öğrenen Amerikan sinema tutkunları şimdide Türkiye’ye gelen bir uzaylının yaşadıklarını anlatan Homoti’yi keşfetti.
ET TÜRKİYE’YE GELİRSE…
Film, asparagas UFO haberi yapmak isteyen Ali isimli bir gazeteciyi canlandıran Müjdat Gezen’in gerçek uzaylı Homoti’yle yaşadıklarını anlatıyor. Perran Kutman’ın karakteri Hatice, Ali’nin evine temizliğe gittiği sırada Homoti ile tanışıyor. Bu sırada Ali’yi ziyaret eden Savaş Dinçel, eşcinsel Haydar’ı canlandırıyor. Homoti’den korkan Haydar’ı sakinleştiren isim ise yine Hatice oluyor.
Aha buda bir kısmı
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Tutuklu öğrenciler için saçlarını kesecek
Hopa Davası öncesinde Ankara’da yapılacak eylemde eğitimciler, sanatçılar ve yazarlar tutuklu öğrencilere destek vermek için saçlarını kestirecek, öğrenciler tahliye olana dek adliye önünde bekleyecek. Eyleme katılacak isimlerden biri de Behzat Ç. dizisinde Akbaba karakterini canlandıran Berkan Şal…
8 Aralık saat 13.30′da Eğitim-Sen Ankara Üniversiteler Şubesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde bir eylem düzenleyecek. Eylemde Eğitim-Sen üyesi üniversite mensupları, 9 Aralık Hopa Davasının Duruşması’na katılacaklarını ve öğrenciler tahliye olana değin Ankara Adliyesi’nin önünde bekleyeceklerini açıklayacak.
Bianet’ten Cenk Yiğiter’en haberine göre, basın açıklamasının ardından tutuklu öğrenciler ve arkadaşları ile dayanışma içerisinde olduklarını göstermek amacıyla, öğretim elemanları ve eyleme destek olmaya gelen yazar ve sanatçılar da saçlarını kestirecek. Bu saçlar üniversite mensuplarının yazdıkları mektuplar ile birlikte bir zarfa konulacak ve öğrencilere iletilmek üzere bir gün süre ile bekletilecek.
‘AKBABA’ DA EYLEMDE
Behzat Ç. dizisinde Akbaba’yı canlandıran Berkan Şal ve Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncuları da eyleme destek verecek, saçlarını öğrenciler için kesecekler. Ardından Eğitim-Sen’li üniversiteliler Cebeci Kampüsü’nü oda oda dolaşarak, ders ve jürileri dolayısıyla eyleme gelemeyen üniversite mensuplarından da bir tutam saç kesecek ve tüm üniversiteyi 9 Aralık günü görülecek olan Hopa Davası Duruşması’na davet edecekler.
Eğitim-Sen’li üniversite mensupları, öğrenci arkadaşlarına mektuplarını elden, doğrudan doğruya ve yüz yüze vermek istiyorlar. “Öğrencilerimizin mektup adresleri cezaevleri olmamalıydı” diyorlar. “Öğrencilere yazdığımız mektupları cezaevlerine yollamak istemiyoruz; biz öğrencilerimizi özledik, bir üç ay beş ay daha bekleyecek halimiz yok. Bizim saçlarının bir tek teline kıyamadığımız öğrencilerimizin yeri işkencehaneler, koğuşlar, tecrit hücreleri değildir; dersliklerdir, amfilerdir, kütüphanelerdir, üniversitelerdir ” diyor. Eylem çağrısının ardından gelen isimsiz bir mektup da tutuklu öğrencilere ilerilecek. (
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Futbolun Che si Öldü
Dünya futbolunun en önemli icracı ve fikir adamlarından biri olan ‘Doktor’ Socrates, 57 yaşında ülkesinde yaşamını yitirdi
Futbol tarihinin en büyük yıldızlarından biri olan Brezilyalı futbol efsanesi Socrates de bu dünyadan geçti. Ağustos ayında sindirim sistemindeki kanama nedeniyle yoğun bakımda kalıp iki haftada taburcu olan efsane, bağırsak enfeksiyonu nedeniyle cuma günü tekrardan Sao Paulo’daki Albert Einstein hastanesinde önceki gece 57 yaşında hayatını kaybetti.
19 Şubat 1954 doğumlu Socrates, futbol kariyerine Botafogo-Ribeirao Preto takımında başlamış, kariyerinin zirvesindeki yıllarını ise 1978’de geldiği Corinthians’ta yaşamıştı. Siyah-Beyazlı ekipte 6 yıl oynayan ve 297 maçta 172 gol kaydeden yıldız, Fiorentina, Flamengo ve Santos’ta forma giydikten sonra 1989’da 35 yaşında futbolu bıraktı.
Tabii ki dünya futbol sahnesindeki izleri bununla kısıtlı değildi. Tarihin ‘Dünya kupası kazanamamış’ en iyi milli takımı seçilen ve pek çok futbolseverin gönlündeki yeri tartışılmaz olan 1982’nin Brezilya’sının yolu ülkemizden de geçen Zico’yla beraber lideriydi. Zico, Junior, Falcao ve Eder gibi yıldızlara kaptanlık yapan Socrates’in takımı ikinci turda İtalya’ya 3-2 yenilerek kupaya veda etmiş ve futbolseverleri yıkmıştı. 1986 Dünya Kupası’nda yine Zico’lu kadroyla benzer akıbete uğradılar: Fransa karşısında Zico’nun penaltı kaçırdığı ve 1-1 biten 90 dakika sonunda penaltı atışlarının ilkini kaçıran Socrates takımını kurtaramadı.
Futbolun ‘Che’siydi
Saha dışındaki tavrı da onu unutulmaz yapmıştı. Tıp doktorası bulunan ve lakabı ‘Doktor’ olan Socrates, gündelik hayat ve siyasi konular üzerine fikirleriyle de topluma önderlik etmişti. Çocukluk kahramanları Fidel Castro, Che Guavera ve John Lennon olan efsane, Corinthians’da oynarken Corinthians Demokrasi Hareketi’nin kurucuları arasına girdi. Kulüpte her karar, yetkililerin, teknik ekibin ve futbolcuların katıldığı oylamayla alınıyordu. Socrates’in öncü olduğu sistem tuttu ve takım 1982’de Brezilya Ligi’nde yarı final oynadı. Eyalet liginde de 1982 ve 1983’te şampiyon oldu. Hareket 1984’te bitti.
Corinthians takımı o dönemde, askeri hükümete gönderdiği mesajlarla da ün salmıştı. Takım sahaya üzerinde “Seçim yapılsın” ve “Cumhurbaşkanını ben seçmek istiyorum” yazan pankartlarla çıkıyordu.
Evli ve 6 çocuk babası olan Socrates, liderlik ve insani ilişkiler üzerine seminerler veriyor, sosyo-kültürel projelere danışmanlık yapıyor, gazete ve dergilere makaleler yazıyordu. Socrates, 2014 Dünya Kupası’yla ilgili bir kitap yazacağını da söylemişti.
‘En iyi dostum içkim sigaram…’
Socrates’in ölümü üzerinde en önemli etken alkol ve sigara bağımlılığı olmuştu. Yıllar önce bu konudaki düşüncesini, “Alkol benim dostum ancak sahadaki performansımı etkilemiyor” şeklinde açıklamıştı. Ama hayatını etkilemişti: Sigara tiryakisi de olan Socrates, geçen ağustos ayından beri 3 kez hastaneye kaldırıldı. Eylül ayında aşırı alkol tüketimine bağlı sindirim sistemindeki kanama nedeniyle yoğun bakıma alınan Socrates 17 günlük tedavinin ardından taburcu edilmişti.
Socrates’in 11 yaş küçük kardeşi Rai de Brezilya Milli Takımı’nda 51 kez oynadı. Paris Saint Germain’in 1993-1998 arası kaptanlığını yapan oyuncu Galatasaray’la eşleşmede forma giymiş ve 1 gol atmıştı.
Zico’dan veda: Dr. Socrates’in ölümü…
Socrates’le beraber milil takımda forma giyen Zico, kendi internet sitesinden duygularını paylaştı. Zico, özetle şu ifadeleri kullandı: “Güne üzücü bir haberle uyandım. Milli takımdaki eski partnerim, onunla oynamak için Flamengo’ya geldiğim Socrates 57 yaşında ölmüştü. Zayıf olarak bilinen Socrates, enfeksiyon kapmış ve vücudunun kırılganlığı yüzünden bizi terketti. Gece karısı beni aradığında çok endişelenmiştim. Onun için ayın 28’inde Morumbi Stadı’nda bir All-Star maçı ayarlıyorduk ve ona ulaşmaya çalışıyordum. Telefonuna mesaj bıraktım, geri dönen karısı oldu. Hastaneye kaldırıldığını durumunun da ciddi olduğunu söyledi.
Korkutucuydu ama Socrates gibi adamların dayanıklılığına hep inanmışızdır. Buna emin olarak uyudum. Kaderin bize, en önemli parçalarından biri olduğu Brezilya futbolunun en önemli karar gününde Socrates’i getirdiğini bilerek de uyandım.
Socrates ‘isminden’ Brezilyalıydı: Socrates Brasiliero Sampaio de Souza Vieira de Oliveira. Futbolu kategori, klas ve zeka açısından futbol sahalarına sığmayacak şekildeydi. Doktorluğuna ek olarak, inandığı davalara da hep politik olarak bağlıydı. Sadık, azimli, dürüst ve samimiydi. Onunla 1982 ve 86 Dünya Kupaları’nda uzun süre beraberdim. Çokça gol ve hikayemiz var ama o Flamengo’da oynarken 1986’da Rio’da yaşadığımız dönem bizi daha çok birbirimize bağlamıştı. Çocuğu, şimdiki ‘Zico Futbol Merkezi’nin o dönem tohumlarının atıldığı ‘New Generation’da oynamıştı. Dostluğumuz pekişmişti. Şimdi söyleyecek çok fazla şey yok. Sadece iyi hatıraları düşünüp, duygularımı ailesine gönderiyorum. Huzur içinde uyusun.”
Fener’e karşı da oynamıştı
‘Doktor’ Fiorentina’dayken, 1984-85 sezonunda UEFA Kupası’nda Fenerbahçe’yle eşleşmişlerdi. 19 Eylül 1984’te İstanbul’daki ilk maçta Socrates vasat oynasa da ‘Mor Menekşeler’, Eraldo’nun golüyle 1-0 kazanmış, o gün Hürriyet’te yorum kaleme alan Birol Pekel, ‘Socrates gelmedi mi?’ başlığını atmıştı. Socrates’in iyi oynadığı rövanşta Fiorentina yine 2-0 yenmişti.(radikal)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN















