Polonya’da yeni kurulan sol kanat partinin lideri, parlamentoda esrar içmeye kalkıştı
Palikot Hareketi Partisi’nin lideri Janusz Palikot, hafif uyuşturucuların yasal olması için kampanya başlattı.
Kampanyasına dikkati çekmek için parlamento binasındaki odalardan birinde esrar içmeyi planlayan Palikot’a Parlamento Başkanı Ewa Kopacz sert tepki gösterdi.
Kopacz, Palikot’un parlamento içinde yasalara karşı gelemeyeceğini belirterek muhalefet partisi lideri hakkında suç duyurusunda bulundu.
Palikot, az miktarda marihuana bulundurmanın yasal hale getirilmesini öngören bir yasa tasarısını parlamento gündemine getirmeyi planlıyor. (aa)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Teslim ol İzmir… Etrafın sarıldı Başkan’ın elimizde! – Yılmaz ÖZDİL 21 Ocak Cumartesi
Hükümet üyesi bi zat, teee üç sene evvel “İzmir’i artık teslim almamız lazım” demişti.
*
İzmir mebusu tutuklu…
İzmir Belediye Başkanı’na
397 sene hapis isteniyor.
*
İnanın abartmıyorum, görenler bilir, dünyanın hiçbir yerinde İzmir’deki kadar güzel batmaz güneş… Alt tarafı bi tur atıp geri gelecek olmasına rağmen, gitmek istemez adeta… Tren garlarındaki duygusal vedalaşmalar gibi ağırdan alır.
*
Gene öyle bi vakit…
Tükenmeyen enerji, kavuniçi top olmuş, trajik yangının küllerinden doğan şehrimin ufuk çizgisinde, körfeze iniyor aheste aheste, usuuul usul… Kadehin dibine vurma saati.
*
Adres, Kordon.
Naim Palas.
Cumbada oturuyor…
Sarışın kurt.
Sevmez fazla yemeği.
Leblebi var önünde.
Garson titriyor.
Çünkü, çocuk Rum.
Sesleniyor gazi…
Şefkatle.
“Vre Dimitri” diyor.
“Gel yavrum.”
Çocuk “buyur pasam” diyor, ş’lere dili dönmeyen kırık dökük Türkçesiyle…
“Sizin Kosti” diyor, işgal sırasında kasıla kasıla İzmir’e gelen Yunan Kralı’nı kastederek, “Sizin Kosti geldi mi buraya?”
- Geldi pasam.
- Oturdu mu bu masaya?
- Oturdu pasam.
- Güneş batarken rakı içti mi?
- İçmedi pasam.
- E o zaman sormadın mı be çocuk, ne halt etmeye almaya kalkmış İzmir’i!
*
Bak açık söyleyeyim…
Kapımızın önüne bırakılan avanta gıda kolisine değil, seçim sandığına atarız oyumuzu biz.
*
Zorla teslim almak istiyorsan, polisle, savcıyla, tankla topla gelmen yetmez.
İtfaiye’yle gelmen lazım.
*
Madem gâvuruz…
Yakarız bu şehri.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Venedik’e diplomat ve tüccarlarından Kanuni ve ailesini anlatan raporlar yağmış: Kanuni esmer ve solgun yüzlü biri…
Venediklilerin Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle ilgili olarak ‘WikiLeaks’ belgelerine benzer raporlar yazdıkları ortaya çıktı. 14-16. yüzyıllar arasında en etkili siyasi ve askeri güçlerden olan Venedik, balyos denilen elçileri, İstanbul’da bulunan tüccarları ve saraydaki görevliler vasıtasıyla Osmanlı’yı yakından izlemiş. Venedik’in raporlarında padişahlar, hanedan mensupları ile önemli devlet adamları analiz edilirken devlet teşkilatı, askeri yapısı, deniz gücü ve maliyesi hakkında bilgiler de yer alıyor.
Doç. Dr. Erhan Afyoncu’nun editörlüğünde hazırlanan ‘Venedik Elçilerinin Raporlarına Göre Kanunî ve Pargalı İbrahim Paşa’ adlı kitapta Kanuni başta olmak üzere Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan, Hafsa Sultan ve Pargalı İbrahim Paşa’nın fiziki özelliklerinden, karakterlerine, zaaflarından aralarındaki rekabete kadar birçok ayrıntı mevcut. İşte bunlardan, Venedik elçisi Marco Minio’nun 1522 tarihli raporu:
“Türk Sultanı (Kanunî) 29 yaşında. Çok çabuk sinirlenen biri ve elini öpmeye gittiğimde gördüğüm kadarıyla esmer ve solgun yüzlü. Gözleri çukur. Kendisini sadece oturur vaziyette gördüğümden, boyu hakkında söyleyebileceğim tek şey, orta boylu olduğunu sandığımdır. Sadece birkaç gün içinde, ikisi erkek, biri kız üç evladını kaybetmiş. Bu yüzden bir erkek evlattan başka çocuğu kalmamıştı. Bu çocuk da bir yaşını biraz geçmiş. Ben İstanbul’dan ayrılmadan kısa süre önce iki çocuğu daha doğdu.”
Bir raporda Piri Paşa’ya da şöyle yer verilmiş:
“Piri Paşa, herkesin sorularını toplayan ve onlara cevaplar götüren kişi. Hükümet konusunda çok kurnaz ve pratik biri. Aslında birçok kişi kendisinin pek de sadık biri olmadığını, sık sık fikir değiştirdiğini düşünüyor. Kendisine ihtiyaç duyulduğu bazı günlerde hasta olduğu bahanesiyle toplantılara katılmadığı anlatılıyor. Amacı, ona aslında ne kadar ihtiyaç duyulduğunu herkesin idrak etmesini sağlamak istemesiymiş. Sarayda yaptığı işlerden dolayı kendisine iyi para ödendiği de her halinden belli.”
Pargalı İbrahim Elçi Pietro Bragadino’nun 1526 tarihli raporu:
“Padişahın üç paşası var; birincisi 33 yaşındaki İbrahim, sultanın eli, ayağı. Ne istese yapıyor, sultan da ona sormadan hiçbir şey yapmıyor. İbrahim, Pargalı; çocukları yok. Zayıf bir adam, ufak tefek yüzlü, solgun, çok uzun boylu değil, sevecen, güzel konuşan, eğlenceli biri. Büyük İskender’in hayatı, Anibal, savaşlar ve tarihlerle ilgili kitaplar okuyor. Bu paşadan önceleri herkes çok nefret ediyormuş ama şimdi sultanın onu çok sevdiğini gördüklerinden herkes onunla arkadaş olmaya çalışıyor, Sultanın annesi, karısı, diğer iki paşa da dahil. Sultanına çok sadık. Halkın önünde hediye almak hoşuna gidiyor, gizli hiçbir hediyeyi kabul etmiyor.”
Venediklilere göre Hürrem güzel değil
Venedik elçisi Alvise Renier’in 1550 tarihli raporunda ‘Hürrem’ var:
“Adı Currem Haseki’dir. Rusya’da doğmuştur. Sıradan bir kölelikten, Süleyman’ın karısı, tek başına sultanın yatak arkadaşı olmaya kadar yükselmiştir. İbrahim ve Ahmed isimli veziriazamların ve sultanın oğlu Mustafa’nın ölümlerine sebep olduğu söylenmektedir. 1558 yılında ölmüştür. Genç ama güzel bir kadın değil, şirin ve ufak tefekmiş. Sultan bu kadına büyük bir sevgi duyuyormuş, ona aldığı elbiselerin, mücevherlerin 100 bin düka olduğu söyleniyor. Kızı da Rüstem ile evli. Şehzade Selim 26 yaşlarında. Eğlence düşkünü. Sarhoş biri olmakla ün salmış. Pek akıllı olmadığı da söylenir. Sultan öldükten sonra, herkesin ortak kanısı, çok büyük isyanlar çıkacağı. Umarım bu kavga Hıristiyanların lehine biter.”
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Sosyalistim, o yüzden suçsuzum
Katil, hırsız ve dolandırıcılar sokakta ellerini kollarını sallayarak gezerken alakasız herkesin sadece düşünceleri (hele de sol ve liberalse) yüzünden tutuklandığı, suçsuz insanların hiç hak etmedikleri cezalara çarptırıldığı cadı avı dönemleri hep oldu dünyada.
ABD’de komünizm paranoyasıyla beslenen ve binlerce aydının özgürlüğüne ya da hayatına mal olan MacCarthy dönemi bunun baş sembollerinden. Şehir Tiyatroları ‘Rosenbergler Ölmemeli’yi sahneliyor. Alain Decaux’nun McCarthy döneminde FBI’ca haksız yere Rus ajanı olmakla suçlanıp idam edilen çiftin öyküsünü konu eden tipik bir ‘toplumsal mesele’ oyunu. Orhan Alkaya, rejisiyle oyuna dinamizm katmış. Küp şeklinde bir konstrüksiyonun (sahne tasarım Barış Dinçel) dört odası ilk perdede Rosenbergler’in dairesi, radyo ve FBI bürosu gibi mekânları, duruşma boyunca ise hâkim, savcı ve Rosenberg’lerin yerlerini belirliyor. Kutulardan birindeki perdeye canlı yansıtılan yakın plan görüntüler, medya çağının doğuşuna bir gönderme yaparken etkiyi artırıyor, algıyı ve perspektifi çeşitlendiriyor. Tasarımla rejinin beraber bir bütünlük oluşturduğu bir oyun ‘Rosenbergler…’. Canan Göknil’in dönemi çok iyi yansıtan ve gazetecinin (Yeşim Koçak) kostümlerinin çeşitliliğinde yaratıcılığını iyice konuşturan kostüm tasarımının görsel çarpıcılığa etkisi büyük. Tek itirazım, prolog ve epilog’a. Genel etkiyi düşürüyorlar.
Ethel R. rolünde Aslıhan Kandemir ve Julius R. rolünde Mert Tanık tek tek ve beraber çok başarılılar. Rolleriyle ve birbirleriyle mükemmel uyum sağlamış, sade, abartısız ama yoğun oyunculuklar sunuyorlar. Osman Gidişoğlu’nun McCarthy portresi, küçük bir rol olmasına rağmen, oyunun en dikkat çekici performanslarından biri.
Cadı kazanının fokur fokur kaynadığı bir dönemde gündeme gelmesi ve bütünlüklü başarısıyla önemli bir yapım ‘Rosenbergler Ölmemeli’, izlenmeli.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Gençlik ve skor bayramı – Yılmaz ÖZDİL – 15 Ocak Pazar
Sakın an-ma diyemiyorlar…
Ne diyorlar?
Ankara statta kutlasın.
Öbür şehirler okulda kutlasın.
Niye?
Hava soğuk oluyor diye.
*
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün resmi internet sitesine girin, veri değerlendirme bölümünü tıklayın, son 35 senenin istatistiklerini okuyun, mayıs ayının “skor” ortalamaları şöyle…
*
Ankara 16 derece
Adana 22 derece
Antalya 21 derece
Bursa 18 derece
Diyarbakır 19
Edirne 18 derece
Gaziantep 19 derece
Hatay 21 derece
Iğdır 18 derece
İstanbul 17 derece
İzmir 21 derece
Malatya 18 derece
Mardin 20 derece
Mersin 22 derece
Siirt 20 derece
Şanlıurfa 22 derece
Şırnak 17 derece
Samsun’un…
19 Mayıs ortalaması
17 derece.
36 dereceyi gördüğü seneler var.
*
Mevzu soğuksa…
En soğuğu Ankara.
*
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tahminler bölümünde enteresan bir çalışması daha var, “stadyum”ların hava raporunu veriyor. Mesela bugün… Ankara 19 Mayıs Stadı, sıfır derece’yken, Samsun 19 Mayıs Stadı, altı derece!
*
E bu durumda…
Hangi “hava” raporuna dayanarak, soğuk olur diye öbür şehirleri okulda tutuyorsun da,
Ankaralı çocukları stada gönderiyorsun? Eskimo mudur Ankaralı çocuklar?
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
2 kadın Sexshop Açarsa
Selin Keleşer ve Sonay Onur kız sonbetlerinden ilham aldı, zevk ürünleri sattıkları sihirlidokunuslar.com.tr sitesini yarattı: Amacımız kız sohbetlerinin üzerine gidip, utangaçlığı yıkmak
Seks shop açma fikri nereden geldi?
Sonay Onur: Kız sohbetlerinde seks ve ilişkiler konusu geçer ya… Almanya’da büyüdüğüm için ben rahatım bu konuda konuşurken ama Türkiye’de kızlarda büyük bir çekingenlik olduğunu gördüm. Almanya’da her köşede kızlar toplanıp, bir seks shop’a gidebilirken Türkiye’de bu mümkün değil.
O kadar yaygın yani orada?
Sonay Onur: Evet, her köşede bulursunuz. Avrupa’nın hemen her ülkesinde aynı durum söz konusu.
Selin Keleşer: Burada biliyorsunuz kız sohbetleri çok meşhur, sihirlidokunuslar.com.tr diye bir site açma fikri de bu sohbetlerden doğdu. Bir yıla yakın İngiltere’de yaşadım, orada bu tarz konuları herkes çok rahat dile getirebilir. Bizde bu işleri online platformda yürütmek bile çok zorken, Avrupa’da zincirleşmiş mağazalar vardır. Ülkemizde kendini tatmin etme, cinsellik, seks gibi kelimelerde ne kadar önyargılı yaklaştığını görüyoruz. Üstelik seks, herkesin yaşadığı bir şeyken iş konuşmaya geldiğinde herkesin uzak durduğu bir konu.
Seks shop konulu bir röportaj yapmam istendikten sonraki bir saati şöyle özetleyebilirim: Bolca stres, çokça mızırdanma…
Selin Keleşer: Kesinlikle öyledir. Türkiye’yi sadece İstanbul olarak kabul etsek, çok daha rahat konuşabiliriz ama bu işin bir de Doğu kısmı var. Anadolu’daki insanlar için bunları konuşmak, hatta yaşamak bile çok ayıp. Kaldı ki İstanbul gibi büyük şehirlerde bile rahatlıkla konuşulmuyor bu konular. Bizim amacımız o kız sohbetlerinin üzerine gitmek, o utangaçlığı yıkmak. Savunduğumuz işin iki boyutu var, biri sağlık diğeri özgürlük. Sağlıklı bir cinsel hayat için insanlar ne yapmalı bilgi sahibi olsunlar istiyoruz. Biz tüm eski öğretileri bir kenara bırakıyoruz ve bize biçilen tüm tanımlamaların ötesinde, kendi özgür dünyamızı yaratıyoruz…
Sonay Onur: Şunu söylüyoruz, sihirlidokunuslar.com.tr ile belki Hürrem gibi tarihe adımızı yazamayacağız ya da Eva Peron’luk oynamayacağız ama ‘kadın’ olarak kendi içimizdeki sesi daha fazla bastırmadığımız hayatlarımıza, renkli ve eğlenceli dokunuşlarla, günümüzde hâlâ bir tabu olarak görülen cinselliğin, aslında yaşamımızın en doğal yönü olduğunu keşfedeceğiz.
Ailenize “Ben seks ürünleri satıyorum” demek kolay oldu mu?
Sonay Onur: Tabii ki olmadı. İnternet sitemizin hazırlıkları nihayet bittikten sonra adım adım açıldık.
Neydi o cümle?
Sonay Onur: “Ben bir iş kurdum” diye girdim konuya. Doğrudan “Biz seks oyuncağı satıyoruz” değil de, “Zevk oyuncakları, sekssesuar, iç giyim satıyoruz” dedim.
Selin Keleşer: Annemi oturttum, elimde laptop. “Anne biz Sonay’la bir iş kurduk, çok güvendiğimiz bir fikirdi. O yüzden size danışmadan hareket ettim, şimdi sana ne olduğunu göstereceğim ama önyargılı davranma, önce bir incele” dedim ve laptop’u ona doğru çevirdim. Önce neye uğradığını şaşırdı, sonra yavaş yavaş tebessüm etmeye başladı.
Markanızın adı ‘Sihirli Dokunuşlar’. Neden bu adı tercih ettiniz?
Selin Keleşer: Çünkü bu bir temas, bir dokunma meselesi. Yaptığımız işi mutluluğa giden sihirli bir yol olarak gördük. O yüzden bu adı seçtik.
En çok ne satın alınıyor?
Sonay Onur: En çok ‘We Vibe’ (Çiftler için vibratör) satıyor. Bu ürünü hem erkek hem kadın kullanabildiği için açık ara o önde gidiyor. Ondan sonra iç çamaşırları ve arkasından Tenga (erkek mastürbatörü) geliyor. Kadınlar eşlerine Tenga ürünlerini hediye ediyorlar ki bir aldatma durumu olmasın.
Sipariş müşteriye kaç günde ulaşıyor?
Selin Keleşer: En geç üç gün içinde. Acil kargo isteyen çok oluyor. “Üç işgünü içinde elinizde olur” diyoruz, “Hayır hemen bu akşam gelsin” diyorlar. Her sipariş çok acil ve her sipariş cumaya yetişmeli (gülüyor).
Gizlilik nasıl sağlanıyor?
Sonay Onur: Birçok müşteri adresini bile vermek istemiyor. Paket gizli olarak hazırlanıyor ve üzerinde ‘Sihirli Dokunuşlar’ yazmıyor. Çoğunluk kapıda ödemek istiyor. Özellikle nakit ödemeyi tercih ediyorlar ki geride iz kalmasın (gülüyor).
Online satış yapmayan seks shop’lardan farkınız ne?
Selin Keleşer: Ürün, marka ve kalite çok farklı. Orada ortam erkeklere yönelik ki bir kadın oraya gönül rahatlığıyla giremez. Ama sihirlidokunuslar.com.tr olarak bizim kuruluş amacımız kadınlara yönelik. Yüzde 90 kadın ürünleri satıyoruz. Gerçi siteyi kadınlar için kurduk ama geçen süreçte gördük ki bizden alışveriş yapanların yüzde 60’ı erkek.
Mağaza açma niyetiniz var mı?
Sonay Onur: Çok istiyoruz ama önce Türkiye’de bazı şeylerin değişmesi gerek. Umarız ileride insanlar rahatlıkla mağazaya gidip orada satış danışmanlarıyla konuşarak alışveriş yapabilecek bilince ulaşır.
Bir zamanlar şişme Fatmagül için patent başvurusu yapılmıştı.
Sonay Onur: Şişme bebekler sektörde çok ilgi görüyor, siteye bakıp da şişme bebek olmadığını gören erkekler soruyor neden yok diye. Kadınlar olarak biz ne kadar iğrensek de, erkekler inanılmaz ilgileniyor.
Selin Keleşer: Realistik ebatlarda ve cinsel organları realistik şekilde yapılmış bir üründür şişme bebek. En kalitelisi, yapısı ve dokusuyla o kadar doğal durur ki adam yanında gerçek bir kadın varmış gibi olur. Ki zaten erkeklerin ilk sorduğu ürün şişme bebek.
Sonay Onur: Ünlü porno yıldızlarının şişme bebeğini bile yapıyorlar.
Selin Keleşer: Erkek, partneri yoksa o hisse en yakın olan şeyi tercih ediyor. Görüntü ne kadar doğru, ne kadar gerçek biz değerlendiremeyiz, tamamen kendi seçimleri.
Baktığımızda en muhafazakâr ülkelerin tecavüzün en yaygın olduğu ülkeler olduğunu görüyoruz.
Selin Keleşer: Cinselliğin bir tabu olarak görüldüğü, bütün o dürtülerin, duyguların bastırıldığı ülkelerde maalesef tecavüz sık yaşanan bir durum. Siz bile bir seks shop denildiğinde duruyorsunuz çünkü ülkemizde çocukluktan itibaren size bazı duvarlar öğretiliyor. Ve siz bu duvarları, bu tabuları yıkamıyorsunuz. Belli bir yaşa geldiğiniz zaman cinsellik doğanın kanunu. İçinizde bu duygu var ve bunu yaşamanız gerekiyor. İnsanoğlunun temelinde yatan tek gerçek bu. Türkiye’de liselerde cinsellik, anatomi dersi okutulduğunda kıyametler kopar halbuki yurtdışında bu dersler ilkokulda başlıyor. Bu bilinci çocuk yaşta kazandırdığınız zaman tabii ki tecavüz oranları düşüyor, azalıyor.
Selin Keleşer:
Sağlıklı bir cinsel hayat için insanlar ne yapmalı bilgi sahibi olsunlar istiyoruz. Biz tüm eski öğretileri bir kenara bırakıyoruz ve bize biçilen tüm tanımlamaların ötesinde, kendi özgür dünyamızı yaratıyoruz.
Sonay Onur:
Şişme bebekler sektörde çok ilgi görüyor, siteye bakıp da şişme bebek olmadığını gören erkekler soruyor neden yok diye. Kadınlar olarak biz ne kadar iğrensek de erkekler inanılmaz ilgileniyor.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
‘Canım Ailem’ dizisinin Eda’sı, ‘Aşk ve Devrim’ filminin devrimci Leyla’sı genç oyuncu Deniz Denker yakında yeni bir diziyle ekrana dönüyor.
Konservatuvar eğitiminiz devam ediyor değil mi?
Evet, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvar’ında son sınıftayım.
Bir dizi ve bir filmde oynadınız. Konservatuvarda okurken projede yer almak yasak diye biliyordum?
Evet, yasak. ‘Canım Ailem’de oynadığım için bir yıl sınıfta kaldım.
Yeni bir diziye başlayacağınız zaman okulunuza sormuyor musunuz?
Artık son sınıfa geldiğinizde, bir de çalışmak zorundaysanız sorsanız da pek bir şey değişmiyor. Okulda ne kadar yasak olursa olsun bizim yaşamak için para kazanmaya ihtiyacımız var. Zaten bu yüzden kendi bildiğimizi okumaya devam ediyoruz ya.
Aileniz uzakta mı ki?
Hayır ama ben kendi paramı kazanmak istiyorum. Onlar tabii ki bana destek oluyor ama neticede senelerce hep onlar bana baktı, artık kendi başımın çaresine bakabilmeliyim.
Serüven ‘Canım Ailem’ dizisiyle başladı. Kim keşfetti sizi?
Renda Güner Casting’e sahne göndermişlerdi, gittim sahneyi oynadım. Yani öyle kafede oturuyordum gelip beni gördüler, keşfettiler durumu yok. Her şey çok sistematik gelişti.
Sonra ‘Aşk ve Devrim’ geldi…
Evet, çekimler iki buçuk ay sürdü. Çalışması zor bir filmdi, koşullar zordu. Buna hem hava koşulları hem de çekim yaptığımız yerler dahil. Yüksek bütçeli bir film olmadığı için hep “Tamam arkadaşlar bugün böyle çekiyoruz, yarın farklı olacak” deniyordu. Tam devrimci kafasındaydık yani. Zordu ama ilk sinema filmimde Leyla gibi bir karakteri oynamak güzeldi.
Nasıl anlatırsınız Leyla’yı?
‘Leyla’ için, Vedat Türkali’nin ‘Bir Gün Tek Başına’ romanındaki Günseli karakteriyle paralellik kurdum ve daha çok kitaptan aklımda kalan şeylerle çalıştım. Leyla zor, duygularını hemen hiç belli etmeyen bir kız.
Şu an 22 yaşında olduğunuza göre, 90’larda epey küçüktünüz. O döneme dair filmden önce ne biliyordunuz, filmden sonra ne biliyor olmuştunuz?
Politikayla ilgilenmediğim için, o yılların politik tarafını pek fazla bilmiyordum. Filme başladıktan sonra bir sürü metin okudum ve açıkçası o dönemi daha farklı bir gözle görmeye başladım. Artık Susurluk kazasına bile farklı bakıyorum. Oysa filmden önce 90’lı yıllar benim için Hakan Peker ve Yonca Evcimik’ten ibaretti.
Filmle ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Beklediğimin üstünde iyi tepkiler aldım ve aslında böyle olacağını tahmin etmiyordum. Çok fazla insanın izleyip keyif alacağı bir film değil, azınlık insanın izleyip keyif alacağı bir film ‘Aşk ve Devrim’. Filmden çıktıktan sonra filmi anlatmaya ihtiyaç duymayan insan filmi beğeniyor. Ama filmden çıktıktan sonra bazı şeyleri anlamamışsa filmi beğenmiyor.
“Aşk olmadan devrim olmaz” akılda kalıcı repliklerden biri değil mi?
Evet ve doğru bir laf bence de. Çünkü hem devrim hem aşk inanmakla ilgili.
Bir de karakterler ne çok sigara içiyordu öyle.
Yönetmenimiz Serkan Acar’ın anlattığı kadarıyla o yıllarda çok fazla sigara içiliyormuş. Hatta o kadar fazla içiliyormuş ki devrimci ortamlarda bu durum eleştiri konusuymuş.
Bundan sonra sırada ne var?
Yeni bir diziye başlıyorum. Daha ayrıntıları netleşmedi ama şunu söyleyebilirim, Müjde Ar ve Ayten Gökçer kadrodaki isimlerden ikisi.
İlerisi için nasıl planlarınız var?
Avrupa’ya, özellikle İngiltere’ye gidip master yapayım, bir iki yıl kalıp Workshoplara katılayım diyorum.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Beatles olmuşuz haberimiz yok!
Leyla ile Mecnun dizisinin ‘Erdal Bakkal’ı Cengiz Bozkurt, özellikle üniversite gençliğinin ilgisi için “Yahu Beatles olmuşuz da haberimiz yok” diyor.
Kulaktan kulağa efsaneleşen TRT’nin Leyla ile Mecnun dizisinin ‘Erdal Bakkal’ını bilmeyen yok da ona can veren Cengiz Bozkurt’u çok iyi tanıdığımızı söyleyemeyiz. Kireçburnu’nda İsmail Abi’nin “Hooop Mecnuuun” diye seslendiği sahilde ekiple yaklaşık 6 saat geçirdim. Çift kelimeyle: “Dondum donduummm”! Hakikaten setleri çok keyifli. Özellikle Ali Atay (Mecnun) bir dakika durmuyor esprisiz. ‘Karadenizliler’in hâkimiyetindeki sette ısınmak için habire cepten horonlar çalınıyor. Dizideki doğaçlamalara güvenerek etrafta epey dolansam da ‘Arkadan geçen adam’ rolünü kapamıyorum!..
Tiyatro ve sinema çevrelerinin çok iyi tandığı Cengiz Bozkurt’u TV izleyicisi de özellikle Parmaklıklar Ardında’ki ‘Gardiyan Ekrem’ karakteriyle öne çıktı Cengiz Bozkurt. 1964 Nevşehir Gülşehir’li ancak kökler Kastamonu İnebolu’ya dayanıyor. 9-15 yaş arası Adapazarı Karasu’da sonrasıysa 90’a kadar Ankara’da geçen hayatın ilk üç perdesi. 90’da başlayan ‘Londra göçü’ ve 2005’ten itibaren nihayet İstanbul… Tek kalemde geçilecek yıllar değil bunlar. ‘Flaşback’ler şart, hele ki ‘Adapazarı bölümü’ne: “13 yaşında siyasete girdim, Adapazarı Karasu’da! Geriye bakınca çok komik geliyor! Çok tuhaf bir şey!” Bu tuhaflığı kısaca ‘Devrimci Yol’la açıklamak yeterli. Tuhaf ama kıymetli bir dönem: “Darbeye kadarki o 2.5 yıl öylesine fırtınalıydı ki bütün hayatıma bedeldi.”
Karasu’da tek devrimci yaşamını yitiriyor o da arkadaşları Kadir Aslan Köseoğlu oluyor; 13 Ocak 1980’de. Ziraat Bankası’nda müdür olan baba, ‘karışıklıklar’dan uzak tutmak için yazın Nevşehir’e gönderiyor. Gelin görün ki… “Ablamın yanına gittim. Ama o dönemde CHP il başkanı öldürüldü. Cenazeye gelen Ecevit’e de ateş açıldı. Karışıklıktan kaçarken en büyük karışıklığa düştük!” Ve darbe… “Abilerimiz ablalarımız bir şey yaparlar herhalde” diye düşünürler ama yapamazlar! ODTÜ Fizik’ten önce Ankara Üniversitesi Matematik’e girer ancak ‘kaza’ra! “Sınavdan bir gün önce çalışmayın, yiyin için gezin derler ya, biz de 5 arkadaş Eymür Gölü’ne gidip yedik içtik. Sonra ben bir arabayla yarışa girdim ve takla attık. Ertesi gün sınava kollar askıda girdik. Tam performans gösteremedik ve ancak matematiğe girdik.”
Fizikçi olma hevesi sönmez, babası banka müfettişi olmasını istese de o ODTÜ Fizik’i kazanır. Ve Orhan Pamuk’a nazire: “Bir gün bir ilan görürdüm ve hayatım değişti. Hazırlıktan sonra 1. sınıfta ‘Tiyatro topluluğuna girmek isteyenler barakalara gelsin’ diye bir ilan gördüm ve başvurdum.” Hasılı ‘tozu yutmuştur’!
‘Marksist tiyatro’ yaptıkları gerekçesiyle rektörlükçe yasaklanınca ‘şehre inerler’: “İlk oyunumuzu Marat-Sade’ı sahneledik.” 2 yıl sonra yasak kalkar fakat bu arada ‘fizik de dağılmıştır’: “Fizik ihmale gelir bölüm değil. Bıraktım. Yine de ODTÜ hayatımın akışını değiştirdi.Tüplü dalış ve kayak sporuna da başladım.” “Küçük burjuva alışkanlıklar” ‘tribime’, kahkahayla mukavemet ediyor. Diğer yanda bir yol ayrımındadır “90’da okuldan atılma aşamasına geldim. Bir yanda da askerlik. O dönem neler yaşandığını da herkes biliyor. Savaşın parçası olmak istemedim ve yurtdışına tekrar eğitim için çıktım. 1993’te Londra Üniversitesi’ne bağlı Goldsmiths Sanat Okulu’na girdim. 6700 kişiden seçilen 50 kişinin arasına girmiştim.” 1993’te askerlik için döndüğünde ülke yine ‘karışık’tır: “Geldiğimin ertesi günü Madımak’taki cenaze törenine gittim. 2 gün sonra da askere…”
Dramalar bizden absürd
Londra’da ise artık kendi ayakları üzerindedir: “Her türlü işi yaptım; garsonluk, pazarcılık, taksi şoförlüğü, bulaşıkçılık… Bunların da oyunculuğuma çok şeyler kattığını düşünürüm.” Siyasetten gelen ‘örgütçülük’ ve ‘dil bilme’nin avantajı Londra’daki göçmenlerin de doğal lideri haline getirir: “Londra’da ağırlıkla Maraş ve Kayseri’den gelen Alevi göçmenler vardı. Birçok sorunlarına yardımcı oluyorduk. Arzuhalciydik bir nevi.”
Fragman tadında bir özel hayat bölümü: “91’de evlendim. Eşim İngilizdi. Bir çocuğumuz oldu. Bir yıl sonra ayrıldık. 20 yaşındaki kızım Londra’da psikoloji okuyor. İkinci eşim 2. kuşak Maraşlılardan…” Londra’da Arcola isimli bir tiyatro kuruyorlar ve İngilizce oyunlar oynamaya başlıyorlar. Kuruculardan Mehmet Ergen ise onu Türkiye’deki piyasaya Kenterler Tiyatrosu’ndan sokuyor ve olay günümüzde kadar geliyor işte…
Şimdi Cengiz Bozkurt’un yerine Erdal Bakkal’ı oyuna alalım: “Gardiyan Ekrem’den sonra çok teklif geldi ama doğru seçim için reddettim. Risk ve kahramanlıktı. Sezonu kaçırdık derken Onur Ünlü’den davet aldım. Okur okumaz ‘Beklediğim bu’ dedim. ‘Senin için küçük bir rol değil mi’ deseler ‘Erdal Bakkal’ı istiyorum’ dedim çünkü kendime güveniyordum.” Erdal Bakkal, yiğidi öldürüp hakkını da veriyor: “Dilin yaratılmasındaki en büyük pay Ali Atay’ındır (Mecnun) Soru eklerini ortaya almalar, düşük cümleler kurmalar; hacılar, hafızlar… Serkan Keskin’in ‘İsmail abi’ karakterini hayranlıkla izliyorum. Keza Yavuz’u oynayan Osman Sonant ve İskender’i oynayan Ahmet Mümtaz Taylan….”
TV’lerdeki dramaların Leyla ile Mecnun’dan daha absürd olduğu suflesini veriyorum: “Biz absürd değiliz vallahi. Kaybedenlerin sesi olduk. Anti-depresan hap; ilaç gibi olduk. Birçok arkadaşımız depresyona girdiğinde bizi tavsiye ediyor. Demek ki insanların acıklı hikâyeler yerine biraz gülmeye de ihtiyacı varmış. Vallahi bizim dramalara göre ayağımız daha fazla yere basıyor.” Hayat bile daha absürd ki buna şahitlik ediyorum: Çekim sırasında bir yaşlı amca Erdal Bakkal’ın yanına gelip “Yahubir kamyon toprağı getirip kaynak suyunun üzerine dökmüşler” diyerek dert yanıyor! “Son TRT payı sahnesi de ‘mantıklı’ değildi. Kovulmak mı istiyorsunuz?” Şen bir kahkahayla alıyor sözü: “Bu bölüm aldı gitti başını. TRT yöneticilerinin de güldükleri duyumunu alıyoruz. TRT bizi kovsun diye yapmadık ama espriler yaptık. Onur’a ‘Eceli gelen köpek ne yaparmış biliyorsun değil mi’ diye söyleyip güldük. Çekerken gülüyorduk ama bir yandan da birbirimize bakıp ‘Ne yapıyoruz biz’ dedik. Ama TRT büyük bir olgunlukla karşıladı. Galiba resim dışardan göründüğü gibi değil.”
‘Erdal Bakkal sallama çay’
“Peki biz bu kazıkçı Erdal Bakkal’ı niye seviyoruz?” “Çünkü çevrenizdeki tanıdık birine benziyor! Ayrıca ben hiç hacı, hafız olaylarına girmeyerek onu farklılaştırmaya gittim. Olan bitenlere şaşıran durumuna geçirdim. Her şey ‘Ya oğlum burası bakkal, çay nereden çıktı’ diye başladı ve yürüdü.” “Erdal Bakkal’ın patentini aldınız mı?” soruma da bir ağız dolusu kahkaha atıyor önce: “Almadık valla. ‘Erdal Bakkal salma çayı’na biri uyansa başta yurtlarda olmak üzere tutar herhalde.” Ama bakkallar onu çok tutmuş: “İnegöl Bakkallar Kooperatifi, yarattığım istihdamdan ötürü bana bir plaket gönderip ironi yapmış.”
Şöhret budalası olacak kadar ‘toy’ değil fakat yine de tadını çıkartıyor. Her şeyin başladığı ODTÜ’de ve Gazi’deki söyleşiler bakın neler söyletiyor: “Alkış, kıyamet. Hani Beatles elemanları salona, stadyuma girince çığlıklar atılır ya bizim de ODTÜ ve Gazi’deki söyleşilerimizde böyle şeyler olunca arkadaşalara ‘Beatles olmuşuz’ esprisini yaptım. Ama tabii öyle değil, Beatles kim, biz kim. Yine de insanların hayatında olumlu değişikliklere karşılık gelmişiz…”
The Independent’a nasıl kapak oldu?
Mayıs 2000’in 1 Mayıs’ında kitlesel gösterilere sahne olmuştu. Bir ara tam teçhizatlı bir sürü polis kitleye saldırırken elimde küçük bir su şişesiyle en önde kalmıştım. Çekilen fotoğraf ertesi gün The Independent’a kapak olmuştu. Sonra da ‘Togo’ adlı bir plastik firmasının reklam fotoğrafı olmuş ama benim haberim yok!
“ÖDP’nin kuruluşuna Londra delegesi olarak katıldım. Seçimde milletvekili adayıydım ama parti seçime girmedi. Alper Taş’ın koltuğuna talip değilim!..”
“İsmail Abi’nin evi yok. O mahalledeki abidir; bozulmamış, arkadaşı için canını veren; kediye de köpeğe de sahip çıkan biri olduğundan herkesin evi onundur…”
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Diyet ve Kilo Sorununa Karşı Firmaların Etkileyici Reklam Afişleri
Konu başlığıda uzadıda uzadı.









BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN























