Kadın

Süt Hakkında Bilmek İste(me)diğiniz Her Şey !?

Cuma, Nisan 20th, 2012 | Kadın, Yaşam with Yorum Yok »

Süt Hakkında Bilmek İste(me)diğiniz Her Şey !?

Siz hiç süt içen bir inek veya öküz gördünüz mü? Memeden kesilen hiç bir canlı doğal şartlarda süt ihtiyacı duymaz! Doğada hayvanlar yavrularını sütten kesme kurallarını çok net bir şekilde (hırlayıp azarlayarak, hatta gereğinde yavrusunu döverek) belirliyorlar. Ancak her nedense insanoğlu tüm konularda olduğu gibi beslenme konusunda da doğaya ters düşerek kendini sağlıklı tuttuğunu zannediyor. Üstelik içtiğimiz süt insan/ana sütü değil hatta anne inek sütü bile değil. Suni şartlarla süt üretmesi sağlanan canlılardan sömürülen bu sıvı insan metabolizmasıyla bir çok konuda uyumsuz olan inek sütü; diğer yandan insan yavrusunun normal şartlarda 2 yaş sonuna kadar anne sütü alması gerekliliğini de göz ardı ediyoruz..!

İnsanların süt hakkındaki bilgileri ya tamamen yanlıştır yada bilerek yanıltılmışlardır. Sebebi Dünya ekonomisinde inanılmaz yerinin olması, inek sütünün erişkin insanlar için faydasız hatta zararlı olduğu insanlara açıklanırsa ve süt tüketimi durursa çok büyük ekonomik çöküntülerin yaşanacak olmasıdır.

Sütü üreten hayvan bedeni insan bedeniyle uyumsuz bir yapıya sahiptir. Bir buzağı 18 ay sonra tam bir yetişkin haline gelirken, insan buna 18 yılda ulaşır. Bu bile sütün aslında bizim bedenimize göre farklı olduğunu gösterir.

Sütün içinde kazein diye bir madde vardır ve insan midesi bunun asla tamamını sindiremez. Bir bebek midesi bile ancak %40′ını sindirebilir. Ayrıca süt ince barsakta balgam yapar ve gözenekleri tıkar. Buradaki sindirimi de engeller yani.

Ayrıca sütte yüksek oranda kalsiyum olduğu rivayeti de deneylerle ispatlanmış bir yalandır. Yapılan bazı klinik deneylerde 1500 çocuğun üzerinde yapılan bir araştırmada süt içenlerle içmeyen çocukların arasında kalsiyum bakımından önemli bir farkı olmadığı görülmüştür.

“Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.”

Doğaya baktığımızda, yavruların sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz, çünkü sindirim sistemi buna uygun şekilde tasarlanmış. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.

İddia şu: Yetişkinlerin vücudu sütü sindirmeye uygun değildir. Bu ne demek? Şu demek: Erişkin yaşta süt, sindirim sistemini bozar. Neden? Çünkü çocuklarda olan fermentler ve enzimler (laktoz, kazein, vs.) yetişkinlerde yeterli miktarlarda yoktur. Bu durumda ne olur? Vücutta gaz birikimi ve yumuşak gaitaya (büyük abdest), karın ağrılarına, şeker hastalığına, kalp ve damar hastalıklarına ve hatta yaşlı kadınlarda şimdiye kadar bilindiğinin aksine kemik erimelerine sebep olur. Süt içende vücutta zararlı fermantasyonlar ve oksidasyonlar (zararlı kimyasal reaksiyonlar) oluşur. Bu de ne demektir? Serbest radikaller demek. Peki serbest radikal ne demek? Çabuk yaşlanma demek! Yani süt bir yaşlanma nedeni.

Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle “yıkarlar”. Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: “Ya tek başına iç, ya da içme.”

-Pastörize ve homojenize süt dehşeti!

Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.

Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.

Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

1930′larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.

Ama Dr. Pottenger’in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı.

Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular. Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı.

Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.

Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika’da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.

Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak “zararsız” hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

Dr. Pottenger’in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki,
Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır.

İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt “homojenize” ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.

Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!

-Besin’mi zehir’mi?!

Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz.

Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler.

Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.

Kuzey Dakota’nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi’nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.

Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı’da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı. Boronu nereden bulabiliriz?

Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden “işe yaramadığını” düşünür durur.

Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.

Çocukları “güçlü ve sağlıklı” büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar.

Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.
İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır.

-Pastörize süt içen buzağılar ölüyor

Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler. İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür.

Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir.

-Süt’ün metabolizma üzerindeki olumsuz etkilerinden bazıları

Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.

İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir.

Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: “Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır.

Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor.” Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.

Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir. Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler.

New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: “Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35′e 1, inek sütününki yalnızca 1.27′ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir.”

Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir.
100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü bazı besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:
Badem (254 mg),
brokoli (130 mg),
kıvırcık lahana (187 mg),
susam tohumu (1,160 mg),
bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg)
ve sardalya balığı (400mg).

-Kemik erimesi (osteoporoz) ve süt:

Süt tüketimi kemik erimesi için bir tedavi olarak doktorlar tarafından tavsiye ediliyor ama gerçeğin tümüyle farklı olduğu söyleniyor. En son görüşlere göre ağızdan kireç (kalsiyum) alımı ile kemik erimesi önlenemez. Kirecin vücuda girişi değil vücut tarafından alınımı önemli. Bunu da mümkün kılan ve hızlandıran Calcitonin ve Provitamin D denen hormonlar. Kilolarla kireç yesek belki zehirleniriz, böbreklerimizde taşlar oluşur, kalbimiz düzensiz atar ama kemiklerimizde fazla bir düzelme olmaz. Günlük gıdalarımızla sebze ve meyvelerden aldığımız kalsiyum yeterlidir. (Brokoli mesela) Esas olan kirecin vücuda girmesini sağlayan hormonlardır. Düzenli beslenmenin yanı sıra kemiklerdeki kan dolaşımını arttırıcı spor ve masajlar daha faydalıdır.

Harvard Üniversitesinde 75.000 kadın hastada 12 sene süre ile yapılan bir araştırmada (Feskanich D, Willet C, Stampfer MJ, Golditz GA. ” Milk, dietary calcium and bone fractures in women; a 12 year prospective study “. American Journal of Public Health) kemik kırıklarında ve kemik erimesinde bir azalma görülmemiş. Hatta fazla kalsiyum alanlarda daha fazla kemik kırıkları meydana geldiği gözlenmiş. Tıpta ki en son görüş şu: Sodyumlu gıdaları (sofra tuzu, gazozlu içecekler ve bazı maden suları, sucuk-sosis gibi konserve et ve diğer konserve gıdalar) ve et mamullerini azaltırsanız, bol sebze, yoğurt, peynir ve meyve yer iseniz, günlük kalsiyum ihtiyacınızı salata ve taze yeşil sebzelerden, meyve ve sebze sularından elde ederseniz kemikleriniz erimeyecek ve kırılmayacaktır.

Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz. Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir.

Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.

-Kalp-damar hastalıkları ve süt:

Süt kalp krizlerini ve damar sertliği riskini arttırdığı da iddia ediliyor. Neden? Çünkü süt ve süt mamulleri (tereyağı, peynir ve yoğurt) yüksek miktarda kolesterol ve yağ içerirler. Bu da damarların kireçlenmesine ve kalp hastalıklarına yol açar. Süt, çok fazla miktarlarda içilirse kanser riskini de arttırdığı söyleniyor. İçerdiği ettiği çok kuvvetli proteinler nedeni ile meme, bağırsak ve prostat kanseriyle ilişkili bulunuyor. Meme ve prostat kanseri hastalarının kanında yüksek dozda bir büyüme hormonu olan (IGF-1) çok fazla olarak mevcuttur. Bu hormon aynı zamanda sütte de çok fazla miktarlarda mevcuttur. (Daha çok süt versin diye ineğe verilen rBGH hormonu yüzünden. Avrupa’da yasak, Türkiye’deki durumu bilmiyorum) Bazı doktorlar bu büyüme hormonun kansere zemin hazırlayabileceğini öne sürüyor. Çok süt içenlerin de kanında bu hormona fazlaca rastlanmakta.

-MS, kireçlenme,aizheimer

Multiple Skleroz (MS) nedenlerinden biri olarak alınan yüksek proteinler, dolayısıyla inek sütü düşünülmekte. Sütte bulunan aşırı D vitamini kirecin hücre dışı yerleşmesini hızlandırıp vücutta kireçlenmelere sebep olduğu da biliniyor. D vitamini ayrıca vücutta alüminyum birikmesine dolayısıyla Alzheimer hastalığına neden olmakta.

Peynir ve yoğurtta fermantasyon vücut dışında olduğu için fazla bir zarar söz konusu değil çünkü laktatiar artık parçalanmıştır ama yine de yüksek protein ve yağların fazla tüketimini sağlığa pek o kadar yararlı değil. Tavsiye edilen yağ miktarı % 30′u geçmeyen peynir ve % 3,5′i geçmeyen yoğurtları fazla olmamak kaydı ile tüketmek. Ayrıca piyasaya yeni çıkmaya başlayan laktozsuz sütler de bir yere kadar çare olabilir. ”

-Süt alerji nedenidir

Sürekli gazdan, yorgunluktan veya baş ağrısından mı şikayetçisiniz? Veya depresif misiniz? Belki de nedeni süt alerjisidir. İnsanlar farkında değil ama süt alerjisi en fazla görülen alerji tiplerinden. Belirtileri hafif bir mide-barsak şikayeti ya da gaz birikimi olabileceği gibi, astıma kadar varan solunum sistemi şikayetleri de olabilir. Egzama ve ciltte kızarıklıklar, uzun süren burun akıntıları ve sinüzit iltihapları, ağız ve burun içinde kapanmayan yaralar, migren ve migrene benzer baş ağrıları, eklem ağrıları ve hatta DEPRESYONLAR süte ve süt mamullerine karşı reaksiyonlar olarak sayılıyor. Süt içenlerin yorgunluk hissetmeleri laktatların bağışıklık sisteminin düzenini bozmalarından kaynaklanır. Peynir ve yoğurtta laktat fermente olduğundan (parçalandığından) süt gibi zararlı değildirler.

“Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit “cinsel öz”dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar.”

Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan “keçi sütü” olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Kime Göre Güzellik

Perşembe, Mart 29th, 2012 | Kadın, Video with Yorum Yok »

Kime Göre Güzellik

Aşağıda videosunu izleyeceğiniz konu BilBoard için yapılacak bir reklam afişi hikayesinden oluşmakta.
Yorum sizin izleyelim;

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Extreme Bebek Yogası

Salı, Mart 13th, 2012 | Kadın, Video with Yorum Yok »

Extreme Bebek Yogası
Aşağıda izleyeceğiniz “babay yoga” başlıklı videoyu gördüm. Biraz araştırayım dedim. Türklerin bu konudaki incelemeleri ve yaptıkları gayet normal hareketler ve mesajvari dokunmalarla ilerliyor. Şurada bununla ilgili bir video var.
Yabancıların konuya bakışıda genelde benzer. Aşağıda bebek yogasına benzer Annelerin Şok olduğu haberinin yayınladığı bir video da şurada var.

Bizim videomuzda bu.

Sizce aşağıdaki video ile yapılan hareketlerin bebeğe ne gibi yararı yada zararı olur. Görüşlerinizi merak ediyoruz. Aşağıya yazabilirsiniz..

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Bayan Ayakabılarına Sıradışı Tasarım

Salı, Mart 13th, 2012 | Galeri, Kadın with Yorum Yok »

Bayan Ayakkabılarına Sıradışı Tasarım

Çok farklı yapıda tasarımların topuklu ayakabılara uygulandığını gördük. Bu koleksiyon 50′li yıllarda varolan klasik arabalar ve kuş başlarının topuklu ayakabı tasarımlarına ışık tutması.










BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Bar Refaeli’den 2012 yazı için Retro Tanıtım

Salı, Mart 13th, 2012 | Galeri, Kadın with Yorum Yok »

Bar Refaeli’den 2012 yazı için Retro Tanıtım











BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

90 Saniyede 9 ay

Salı, Mart 13th, 2012 | Galeri, Genel, Kadın, Video with Yorum Yok »

90 Saniyede 9 ay

Genç bir çiftin bebek sahibi olacağı süreci 90 saniyede anlattığı video internette yayılıyor. Hızlandırılmış görüntülerle çocuğun rahme düştüğü andan, doğduğu ana anne karnındaki değişikliği anlatan video ilerledikçe kadının karnı şişiyor. Sonunda çift kızları Amelie’yi gösteriyor.

video

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Sade, Renkli ve Zevkli Bir Düğün Teması

Pazar, Mart 11th, 2012 | Dekorasyon, Kadın with Yorum Yok »

Evet, tam da başlıktaki gibi; abartıya kaçmayacak kadar sade, pastellikle boğulmayacak kadar renkli ve ayrıntılara gülümsetecek kadar zevkli bir düğün teması olmuş. Fikir edinmek isteyenler için;

 

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

2 kadın Sexshop Açarsa

Pazar, Ocak 15th, 2012 | Kadın with Yorum Yok »

2 kadın Sexshop Açarsa
Selin Keleşer ve Sonay Onur kız sonbetlerinden ilham aldı, zevk ürünleri sattıkları sihirlidokunuslar.com.tr sitesini yarattı: Amacımız kız sohbetlerinin üzerine gidip, utangaçlığı yıkmak

Seks shop açma fikri nereden geldi?
Sonay Onur: Kız sohbetlerinde seks ve ilişkiler konusu geçer ya… Almanya’da büyüdüğüm için ben rahatım bu konuda konuşurken ama Türkiye’de kızlarda büyük bir çekingenlik olduğunu gördüm. Almanya’da her köşede kızlar toplanıp, bir seks shop’a gidebilirken Türkiye’de bu mümkün değil.

O kadar yaygın yani orada?
Sonay Onur: Evet, her köşede bulursunuz. Avrupa’nın hemen her ülkesinde aynı durum söz konusu.
Selin Keleşer: Burada biliyorsunuz kız sohbetleri çok meşhur, sihirlidokunuslar.com.tr diye bir site açma fikri de bu sohbetlerden doğdu. Bir yıla yakın İngiltere’de yaşadım, orada bu tarz konuları herkes çok rahat dile getirebilir. Bizde bu işleri online platformda yürütmek bile çok zorken, Avrupa’da zincirleşmiş mağazalar vardır. Ülkemizde kendini tatmin etme, cinsellik, seks gibi kelimelerde ne kadar önyargılı yaklaştığını görüyoruz. Üstelik seks, herkesin yaşadığı bir şeyken iş konuşmaya geldiğinde herkesin uzak durduğu bir konu.

Seks shop konulu bir röportaj yapmam istendikten sonraki bir saati şöyle özetleyebilirim: Bolca stres, çokça mızırdanma…
Selin Keleşer: Kesinlikle öyledir. Türkiye’yi sadece İstanbul olarak kabul etsek, çok daha rahat konuşabiliriz ama bu işin bir de Doğu kısmı var. Anadolu’daki insanlar için bunları konuşmak, hatta yaşamak bile çok ayıp. Kaldı ki İstanbul gibi büyük şehirlerde bile rahatlıkla konuşulmuyor bu konular. Bizim amacımız o kız sohbetlerinin üzerine gitmek, o utangaçlığı yıkmak. Savunduğumuz işin iki boyutu var, biri sağlık diğeri özgürlük. Sağlıklı bir cinsel hayat için insanlar ne yapmalı bilgi sahibi olsunlar istiyoruz. Biz tüm eski öğretileri bir kenara bırakıyoruz ve bize biçilen tüm tanımlamaların ötesinde, kendi özgür dünyamızı yaratıyoruz…
Sonay Onur: Şunu söylüyoruz, sihirlidokunuslar.com.tr ile belki Hürrem gibi tarihe adımızı yazamayacağız ya da Eva Peron’luk oynamayacağız ama ‘kadın’ olarak kendi içimizdeki sesi daha fazla bastırmadığımız hayatlarımıza, renkli ve eğlenceli dokunuşlarla, günümüzde hâlâ bir tabu olarak görülen cinselliğin, aslında yaşamımızın en doğal yönü olduğunu keşfedeceğiz.

Ailenize “Ben seks ürünleri satıyorum” demek kolay oldu mu?
Sonay Onur: Tabii ki olmadı. İnternet sitemizin hazırlıkları nihayet bittikten sonra adım adım açıldık.

Neydi o cümle?
Sonay Onur: “Ben bir iş kurdum” diye girdim konuya. Doğrudan “Biz seks oyuncağı satıyoruz” değil de, “Zevk oyuncakları, sekssesuar, iç giyim satıyoruz” dedim.
Selin Keleşer: Annemi oturttum, elimde laptop. “Anne biz Sonay’la bir iş kurduk, çok güvendiğimiz bir fikirdi. O yüzden size danışmadan hareket ettim, şimdi sana ne olduğunu göstereceğim ama önyargılı davranma, önce bir incele” dedim ve laptop’u ona doğru çevirdim. Önce neye uğradığını şaşırdı, sonra yavaş yavaş tebessüm etmeye başladı.

Markanızın adı ‘Sihirli Dokunuşlar’. Neden bu adı tercih ettiniz?
Selin Keleşer: Çünkü bu bir temas, bir dokunma meselesi. Yaptığımız işi mutluluğa giden sihirli bir yol olarak gördük. O yüzden bu adı seçtik.

En çok ne satın alınıyor?
Sonay Onur: En çok ‘We Vibe’ (Çiftler için vibratör) satıyor. Bu ürünü hem erkek hem kadın kullanabildiği için açık ara o önde gidiyor. Ondan sonra iç çamaşırları ve arkasından Tenga (erkek mastürbatörü) geliyor. Kadınlar eşlerine Tenga ürünlerini hediye ediyorlar ki bir aldatma durumu olmasın.

Sipariş müşteriye kaç günde ulaşıyor?
Selin Keleşer: En geç üç gün içinde. Acil kargo isteyen çok oluyor. “Üç işgünü içinde elinizde olur” diyoruz, “Hayır hemen bu akşam gelsin” diyorlar. Her sipariş çok acil ve her sipariş cumaya yetişmeli (gülüyor).

Gizlilik nasıl sağlanıyor?
Sonay Onur: Birçok müşteri adresini bile vermek istemiyor. Paket gizli olarak hazırlanıyor ve üzerinde ‘Sihirli Dokunuşlar’ yazmıyor. Çoğunluk kapıda ödemek istiyor. Özellikle nakit ödemeyi tercih ediyorlar ki geride iz kalmasın (gülüyor).

Online satış yapmayan seks shop’lardan farkınız ne?
Selin Keleşer: Ürün, marka ve kalite çok farklı. Orada ortam erkeklere yönelik ki bir kadın oraya gönül rahatlığıyla giremez. Ama sihirlidokunuslar.com.tr olarak bizim kuruluş amacımız kadınlara yönelik. Yüzde 90 kadın ürünleri satıyoruz. Gerçi siteyi kadınlar için kurduk ama geçen süreçte gördük ki bizden alışveriş yapanların yüzde 60’ı erkek.

Mağaza açma niyetiniz var mı?
Sonay Onur: Çok istiyoruz ama önce Türkiye’de bazı şeylerin değişmesi gerek. Umarız ileride insanlar rahatlıkla mağazaya gidip orada satış danışmanlarıyla konuşarak alışveriş yapabilecek bilince ulaşır.

Bir zamanlar şişme Fatmagül için patent başvurusu yapılmıştı.
Sonay Onur: Şişme bebekler sektörde çok ilgi görüyor, siteye bakıp da şişme bebek olmadığını gören erkekler soruyor neden yok diye. Kadınlar olarak biz ne kadar iğrensek de, erkekler inanılmaz ilgileniyor.
Selin Keleşer: Realistik ebatlarda ve cinsel organları realistik şekilde yapılmış bir üründür şişme bebek. En kalitelisi, yapısı ve dokusuyla o kadar doğal durur ki adam yanında gerçek bir kadın varmış gibi olur. Ki zaten erkeklerin ilk sorduğu ürün şişme bebek.
Sonay Onur: Ünlü porno yıldızlarının şişme bebeğini bile yapıyorlar.
Selin Keleşer: Erkek, partneri yoksa o hisse en yakın olan şeyi tercih ediyor. Görüntü ne kadar doğru, ne kadar gerçek biz değerlendiremeyiz, tamamen kendi seçimleri.

Baktığımızda en muhafazakâr ülkelerin tecavüzün en yaygın olduğu ülkeler olduğunu görüyoruz.
Selin Keleşer: Cinselliğin bir tabu olarak görüldüğü, bütün o dürtülerin, duyguların bastırıldığı ülkelerde maalesef tecavüz sık yaşanan bir durum. Siz bile bir seks shop denildiğinde duruyorsunuz çünkü ülkemizde çocukluktan itibaren size bazı duvarlar öğretiliyor. Ve siz bu duvarları, bu tabuları yıkamıyorsunuz. Belli bir yaşa geldiğiniz zaman cinsellik doğanın kanunu. İçinizde bu duygu var ve bunu yaşamanız gerekiyor. İnsanoğlunun temelinde yatan tek gerçek bu. Türkiye’de liselerde cinsellik, anatomi dersi okutulduğunda kıyametler kopar halbuki yurtdışında bu dersler ilkokulda başlıyor. Bu bilinci çocuk yaşta kazandırdığınız zaman tabii ki tecavüz oranları düşüyor, azalıyor.

Selin Keleşer:
Sağlıklı bir cinsel hayat için insanlar ne yapmalı bilgi sahibi olsunlar istiyoruz. Biz tüm eski öğretileri bir kenara bırakıyoruz ve bize biçilen tüm tanımlamaların ötesinde, kendi özgür dünyamızı yaratıyoruz.

Sonay Onur:
Şişme bebekler sektörde çok ilgi görüyor, siteye bakıp da şişme bebek olmadığını gören erkekler soruyor neden yok diye. Kadınlar olarak biz ne kadar iğrensek de erkekler inanılmaz ilgileniyor.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Erkeklerin en fazla söylediği 9 yalan

Perşembe, Aralık 15th, 2011 | Genel, Kadın, Yaşam with Yorum Yok »

Hangi erkek “Beş dakika sonra evdeyim” demiyor, daha barda içkisini yudumlamaya yeni başladığı saatlerde… İşte söylenen klasik yalanlar…
“Seni arayacağım” Aslında söylemek istediği: “Seni arayabilirim” Erkeklerin en sık başvurdukları yalanlardan biridir. Eğer sizi aramayacaksa bunu açıkça söyleyerek sizi kırmak istemediğindendir aslında bu cümleyi sarf etmesinin nedeni. Hanımlar, öyleyse telefon başında daha fazla nöbet tutmayı bırakın ve hayatınızı yaşayın! “Arayacağım” dedikten sonraki birkaç gün içinde telefonunuz çalmadıysa, beklediğiniz arama hiçbir zaman gerçekleşmeyecek demektir.

“Seni arayacağım” Aslında söylemek istediği: “Seni arayabilirim” Erkeklerin en sık başvurdukları yalanlardan biridir. Eğer sizi aramayacaksa bunu açıkça söyleyerek sizi kırmak istemediğindendir aslında bu cümleyi sarf etmesinin nedeni. Hanımlar, öyleyse telefon başında daha fazla nöbet tutmayı bırakın ve hayatınızı yaşayın! “Arayacağım” dedikten sonraki birkaç gün içinde telefonunuz çalmadıysa, beklediğiniz arama hiçbir zaman gerçekleşmeyecek demektir.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Erkekler kadınlardan neden korkar?

Cumartesi, Aralık 10th, 2011 | Kadın with Yorum Yok »

Fransız psikanalizinin önde gelen isimlerinden Jean Cournut’nün, dünyada Çince dahil pek çok dile çevrilen kitabından örneklerle ‘erkekler kadınlardan neden korkar’…
70′lerini sürerken 2003 yılında hayata veda eden Cournut, ruh sağlığının toplumsal yönüyle ilgilendiği ömrü boyunca sayısız kitaba imza atmış ve yine Fransız psikanaliz edebiyatının en önemli ödülü olan Maurice Bouvet’yi de almıştı. Bu en çok ilgi gören kitabında, erkeklerin kadınlardan neden korktuğunu, mitolojiden edebiyata, antropolojiden sosyolojiye, psikolojiden felsefeye kadar pek çok açıdan, neredeyse bir feminist titizliğiyle inceleyen Cournut, şöyle diyor: ‘Dünyada sağduyudan daha fazla ve en iyi paylaştırılmış şey cinsiyet farklılığıdır. Bu farklılık erkeklerin tarih boyunca kadına hükmetmesine neden olur. Neden? Erkekler kadınları egemenlikleri altında tutarlar çünkü onlardan korkarlar!’ Ona göre söz konusu korkunun pek çok çeşidi var; mesela erkekler kadınlardan, penislerine sahip olmak istediklerini düşündükleri için korkuyorlar. Ya da sadık olmamalarından çekindikleri için… Babalıklarından hiçbir zaman tam olarak emin olmadıkları için… Kadınların şeytansı, gizemli, tılsımlı olduğuna inandıkları için… Edilginliği ‘kadınsı’ buldukları için… Ama hangisi ağır basarsa bassın, ona göre erkekler, aslında kadınlardan gerçekten neden korktuklarını bilmedikleri için korkuyorlar! Hemen hatırlatalım: Aşağıda bazı alıntılarını bulacağınız bu teze daha başlığı görür görmez karşı çıkacak erkeklerin sayısı milyarları bulabilir; ama görüştüğümüz erkekler bunu itiraf etmekten korkmadılar..

Tatmin edememe korkusu
Kadınların cinsel açıdan gözü doymaz varlıklar olduğu ve erkeklerin onları tatmin etmede büyük güçlük çekecekleri fikri evrenseldir. (…) Ortaçağ tarihçileri yapıtlarında karıları tarafından zehirlenen bir sürü prensin öyküsüne yer vermişler, harem dairesinde mayalanan binbir çeşit büyüye değinmişlerdir (…) Tarihçiler bu korkuya görünüşe bakılırsa üstü kapalı ama varlığı bayağı hissedilen bir korku daha eklerler: ‘Her akşam yatağına giren gözü doymaz şehvetini tatmin edebileceğinden emin olmadığı o Havva…’

Kadınlar şeytansıdır korkusu
Bu konu kadının kutsanmasıyla bir gidiyor, Cournut’ye göre. Meryem Ana, Laura ve Beatrice gibi azizelerin ve şehitlerin karşısında Kirke, Medeia, Erinyes, Lorelei gibi, Çılgın Mag ve hem ilk anne hem de yakıp yıkıcı Pandora olan Hint tanrıçası Kan İçici Kali gibi ne kadar da çok şeytansı kadın var! Hazreti İsa’nın kadınlara gösterdiği saygıya her zaman değiniliyor ancak Cournut onun cinsel yaşamı hakkında hiçbir şey bilinmediğinin altını çiziyor. Bu şeytansı kadın tasarımının karşısında bir de antitez var: Meryem Ana. İdeal ana-kadın. ‘Yani hiç günah işlememiş, yani cinselliğe hiç bulaşmamış.’ En azından o kimseyi korkutmuyor!

Penisimi istiyor korkusu
Cournut’ye göre erkekler kadınların erkeklere baktığında kendilerinde bir şeyin eksik olduğuna inandıklarına inanırlar. Kadın ne ister? Sahip olmadığı penisi! Erkekler Freud’a göre kadınların ‘hadım edilmiş dişi’yi simgelediklerine inandıkları ölçüde, onların karşısında hadım edilme korkusuna kapılırlar. Bu korkuyu savmak için de kadınları niteliklerle, mücevherlerle, fetişlerle ve ayrıca annelik vasfıyla süsleyip donatırlar. Korkuyu önlemenin diğer bir şekli de kadınların cinselliğinden yararlanmaktan ibarettir. Bu yararlanma nevroz gelip de ya erkekte ya da kadında süreci aksatmadığı müddetçe iki tarafa da keyif verir. Ancak kabul edilmelidir ki her halükárda gizemli bir geri plan varlığını korur: Kadın ne ister?

Sadık değil korkusu
Erkeklerin en azından bir kadını kendilerine mal etme, ona sahip olma ya da onun tarafından sahip olunma, onunla birleşme, ona bağlanma, onu koruma konusundaki ısrarları sürer ve bu duygulara genel olarak aşk denir. Ne var ki bu aşk, birazcık bulanık olması halinde, tehdit altında değilse bile daima az ya da çok kırılganlık gösterir. Peki ama neden, her yönüyle bir huzur ortamı ve karşılıklı güven sağlanmış görünürken bile sürekli bir sadakatsizlik kuşkusu erkekleri kemirir? Bunun altında her erkeğin hayatının ilk kadınıyla yani annesiyle yaşadığı geçmiş yatar. Erkeğin kalbine bir mülkiyet duygusu kök salmıştır ama yitirilmiş bir mülkiyet; çünkü o kadın ona daha doğmadan önce ihanet etmiştir. Erkek o andan itibaren güvensizdir artık. Kendisi baba olduğunda ise anne-çocuk ilişkisinde dışlanmış olduğunu görür ve güvensizliği daha da artar. Zamanında bu anne bu çocuğa kendisiyle ihanet etmiş olsa dahi…
Herakles’in kadınlığı, Helene’in muzafferliği
Eski Yunan’da, yani Atina’da kadın yoktur, kadın yurttaş kabul edilmez. Ama muzaffer erkeklikli kahraman Herakles kendi içinde kadınlığın da olduğunun farkına varır. Kraliçe Omphale’nin dizlerinin dibinde iplik büker, onun entarisini giyer ve Nessos’un gömleğini sırtına geçirdiğinde ‘bir kadın olarak acı çeker.’ Erkekler Herakles’in acılı kadınlığından korkar. Helene ise en güzel ve en arzu edilen kadındır ama onca yiğit -erkek- savaşçının hayatına malolan Truva savaşı onun yüzünden patlak vermiştir. Erkekler Helene’in muzaffer kadınlığından da korkar.

Baba gerçekten ben miyim korkusu
Hamileliğin ve doğumun çıplak gerçeğinden erkekler hiçbir şey anlamazlar. İçinden önce acı, sonra mutluluk içinde küçük bir canlı varlığın çıktığı şişmiş bir karın karşısında erkekler kendi kendilerine böylesi olayların nasıl gerçekleşebildiğini sorarlar. Bilimsel yaklaşımın uyanışıdır bu; arzunun nedeni unutulur ve araştırılır. Kuşkusuz hiçbir şeyden emin olunamaz. Bu durumda erkekler anlamadıkları sürece karşılık simgeseli icat etmişlerdir. Ben bebeğe sadece bir yaşam vermiyorum, ona bir ad da veriyorum. Kendi adımı, atalarımın, kanımın, toprağımın adını. Kadınlar kadın kalsınlar ve anneler bebeklerini emzirsinler. Bundan böyle fallik düzen hüküm sürsün. Bununla birlikte, anneliğin tartışılmaz olmasına karşılık, biyolojik babalığın kaynağında, belirsizlik, kendinden menkullük, dilek, günahsız bakire hamileliği ve kutsal hukukun egemenliğine ilişkin büyüsel düşünce yatar.

Korkar ama yine de severler
Erkekler kadınlardan korkarlar ve yine de çoğu kez onları sevmekten alamazlar kendilerini, diyor Cournut. İşin bu yanı, erkeklerin kadınlarla ilişkilerinde en apaçık biçimde gün ışığına serilebilir paradokslardan biri: Aşk… Cournut, aşkın tüm hallerini, sorularını, paradokslarını anlattıktan sonra, şöyle bir sonuca varıyor: Aşk duygudur, eylemdir, doruktur, paradokslardır ve karşılıklı söylenen sözcüklerdir. Bu, çoğu kez, anlaşılmayan şeyden daha az korkulmasını sağlar…

Tehlikesiz hale getirmeye çalışırlar
Erkekler; onları kadınlara açıkça ya da sinsice egemen olmaya kışkırtan bu dişiyi şeytandan arındırmayı denemek üzere birbirlerine her zaman hikayeler anlatıp durmuşlardır: Kuramsal, bilimsel, ahlaki vs. hikayeler. Yani korkuyu setlemek ve iktidarı haklı çıkarmak üzere anlatılan, aldatıcı girişimler olmaktan öteye gitmeyen hikayeler… Hiç kuşkusuz sayılamayacak kadar çok olan bu hikayeler dünyanın her tarafında, çeşitli mitlerde, ideolojilerde ve dünya görüşlerinden sayısız biçimler altında ama ortak temeller çerçevesinde boy gösterirler.

Bunlardan da korkuyorlar:

Kadınların hayvani, vahşi bir cinselliğin ete kemiğe bürünmüş hali olduğuna inanırlar. Kadınlar cinsel doyuma ulaştığında, bunun hiçbir zaman noktalanmayacağı izlenimine kapılırlar.
Sırlara ve tılsımlara sahip, gizemli varlıklar olduklarını düşünürler.
Ölümün (ama aynı zamanda yaşamın ve ‘gerçek’ değerlerin) ete kemiğe bürünmüş hali olduklarına inanırlar.
Kadınlardan korkan erkekler, gerek onları ülküleştirdikleri, gerekse tehlikeli buldukları için onlara yaklaşmakta tereddüt ederler.
Erkekler edilginlikten korkarlar; çünkü edilginliğin aşırı kadınsı olduğunu düşünürler.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Türkiye’deki erkeklerin % 28’i aldatıyor

Cuma, Aralık 2nd, 2011 | Genel, Kadın with Yorum Yok »

Türkiye’deki erkeklerin % 28’i aldatıyor
Prezervatif markası Durex, 36 ülkede 29 binden fazla kişi üzerinde yaptığı araştırmanın sonucunu kamuoyuyla paylaştı
Durex tarafından Harris Interactive aracılığıyla cinsellik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara dikkat çekmek amacıyla yapılan araştırma Türkiye’de 6 Eylül-2 Ekim 2011 arasında 1004 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.
- Araştırma sonucuna göre Türk erkeklerinin dörtte birinden fazlası ve Türk kadınlarının yüzde 11’i partnerlerine sadık değil.
- Türkiye’de özellikle erkeklerde görülen çok eşlilik oranı, diğer ülkelere kıyasla da hayli yüksek. Türk erkeklerinin yüzde 28’i çok eşli bir yaşam tarzı sürdüklerini belirtirken; bu oran Yunanistan’da yüzde 22, Hırvatistan’da yüzde 21, İtalya’da yüzde 18, İspanya’da ise yüzde 11 dolaylarında.
- Türkiye’de kadın ve erkeklerin neredeyse yarısı (yüzde 46) AIDS virüsü hakkında bir bilgiye sahip değil.
- Türk kadın ve erkekleri, aynı zamanda partnerlerinin cinsel geçmişleri hakkında da bilgi sahibi değiller. Ankete katılanların yüzde 30’u partnerlerinin cinsel yolla bulaşan herhangi bir hastalığa sahip olup olmadığını bilmediklerini söylüyor.
- Türk kadınlarının büyük çoğunluğu ise (yüzde 67) partnerlerinin hastalık taşımadığını düşündükleri için korunmayı tercih etmediklerini açıklıyor.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Dior’dan yapışkanlı eyeliner

Çarşamba, Ekim 19th, 2011 | Kadın with Yorum Yok »

Dior makyaj sanatçıları tarafından hazırlanan kadife dövmeler ile muhteşem sonuçlar alacaksınız. Setin içinde mat siyah, Swarovski kristalli ve gri eyeliner bulunuyor.

Bu ayarlanabilir stickerlar rahat ve kolay uygulanır. Ustalıkla tasarlanmış olduğundan her göz şekline uygundur.

Sticker eyelinerları $59′a Dior mağazalarında bulabilirsiniz.

Devamını Oku »

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN