CiNSEL iSTEĞi ARTIRMANIN 10 YOLU
Spor yapmaktan, akupunktura kadar pek çok yöntemle cinsel isteği artırmak mümkün
İngiliz seks uzmanı Susan Quilliam’ın son kitabında, belli başlı araştırmaların sonucu dikkate alınarak cinsel isteği artırmanın 30 yolu anlatılıyor. “Viagra’yı boşverin sayısız yöntemle cinsel isteği artırmak mümkün” sloganıyla araştırma sonuçlarını yayımlayan İngiliz uzman, güneş ışığında bulunan D vitamininin erkekteki testosteron hormonunu yüzde 69 oranında artırdığına dikkat çekiyor.
Kış aylarında güneşlenme imkanı bulunmayanlar için seks uzmanı Susan Quilliam’ın araştırma sonuçlarına dayanarak listelediği öneriler:
1. 2007 yılında California’daki Berkeley Üniversitesi tarafından yapılan araştırma sonucunda, erkeğin koltuk altından salgılanan ter kokusunun kadında değişik bir ruh hali yaratabildiği, cinsel isteği artırdığı ve beyni de bu yönde uyardığı belirlendi.
2. Sportif aktivitelerin sadece cinsel organlara kan akımını hızlandırmakla kalmayıp, kişinin modunu değiştirerek ve iyi hissetmesini sağlayarak endorfin adlı beyin salgısını salgılamasını hızlandırdığı kaydedildi.
3. Uzmanlara göre buhardan yana zengin olan hamam, sauna ve spalar kan dolaşımını hızlandırarak libidonun artmasına yol açıyor.
Ayrıca, kadınların rahatlaması için masaj yapılması öneriliyor.
4. Yumuşak bir alkol alımı, vücutta tansiyon ve libidonun artmasına yol açıyor ve flörtöz konuşmaları cesaretlendirdiriyor. Çok fazla şarap içmenin erkekte cinsel isteğin azalmasına, kadında ise cinsel isteği artırmakla birlikte, bu birliktelikten alınacak hazzı baltaladığına işaret ediliyor.
5. Chicago Koku ve Tat Araştırmaları Merkezi’ne göreyse salatalık kokusu kadında cinsel isteği artırmak için birebir.
Ayrıca kabak çekirdeği, kavun, sarımsak, badem, Hint yemekleri olan yeşil köri ve korma libido arttırıyor.
6. Yine aynı merkezde, erkeklerin penislerine kan akışının hangi yiyeceklerle yükseldiğini araştıran bilim adamları, en etkileyici kokuların ekmek, pizza, mısır, çilek ve vanilya olduğunu tespit etmiş.
7. Cinsel isteği artıran diğer besin maddeleri ise istiridye, sığır eti, yulaf içeren kahvaltı gevreği, hindi eti ve kırmızı et.
8. ‘Maceracı yeni deneyimlerin’ beyindeki dopamin adlı kimyasalı ve cinsel isteği artırdığı belirtiliyor.
9. Futbol oynamanın erkekte testosteron seviyesini yükselttiği, özellikle maçın kazanılması halinde erkekte libido artışının kesin olduğu kaydedildi.
10. Akupunktur yaptıran kadınların yüzde 25’i sekse karşı daha ilgili hale gelmenin yanısıra, kendilerini daha enerjik hissettiklerini ve daha net düşünebildiklerini belirtmiş.
Yazı: Nevsal Elevli
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

ANKARA – Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opt. Dr. Tolga Ecemiş, doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu 48-55 yaş arası dönemin “menopoz” olarak tanımlandığını belirterek, menopoza giren kadınların çocuk sahibi olmasının tıbben mümkün olmadığını söyledi.
Doğum yapmış, spor yapan, düzenli cinsel hayatı olan ve erken adet gören kadınların genellikle menopoza geç girdiklerini dile getiren Ecemiş, doğum yapmamış, spor yapmayan, düzensiz cinsel hayatı bulunan, genel yaşama düzeni bozuk, sigara, alkol, stres faktörleri bulunan kadınların ise menopoza daha erken girdiğini vurguladı.
Ecemiş, erken menopoza giren kadınlarda yumurta hücrelerinin sayısının doğuştan az olabildiğini, stres ya da tıbbi tedaviler sonucu yumurta hücrelerinin hasar görebildiğini ve yumurta hücrelerinde erken bir fonksiyon bozukluğu ortaya çıkabildiğini dile getirdi.
Kadının sosyal ve çalışma yaşamında daha aktif olması ve çocuk yapmayı bir süre ertelemesiyle menopoza girme yaşının daha da önem kazandığını vurgulayan Ecemiş, son yıllarda kanda yapılan basit bir hormon testiyle kadınların biyolojik saatinin ne hızla işlediğinin ölçülerek, menopoz yaşının tahmin edilebildiğini anlattı. Ecemiş, “AMH testi, özellikle kadınların kariyer endişesiyle geç yaşlara ertelediği doğum sürecini daha ne kadar erteleyebileceğini gösteriyor. Aile planlamasında devrim yaratacak bu gelişme ile kadının ne zaman menopoza gireceği ve doğum yapmayı ne kadar erteleyebileceği öğrenilebiliyor” diye konuştu.
AMH hormon testinin, yumurta rezervi belirlemedeki önemine değinen Ecemiş, şöyle devam etti:
“Üreme tıbbında son dönemlerde artan çalışmalar, yumurtalık fonksiyonunu belirlemede en iyi göstergenin ne olabileceği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Yumurtalık rezervi değerlendirilmesinde son yıllarda FSH ve estradiol testleri, adetin iki veya üçüncü gününde bakılır ve bu sonuçlar ultrasonda görülen yumurta rezervi verileriyle değerlendirilirdi. Artık tıbbi gelişmeler gösteriyor ki yumurtalık rezervini gösterebilecek tahlillerden biri de AMH hormonudur. Bu testle kadınların yaşına ve AMH değerine bakılarak, çocuk sahibi olabilmek için ne kadar sürelerinin kaldığı anlayabilmek yaklaşık olarak mümkün olabilecek.”
AMH TESTİ NE ZAMAN YAPILIR
Ecemiş’in verdiği bilgiye göre, AMH testi yumurtalıkların değerlendirilmesi amacıyla adet döneminden bağımsız herhangi bir zamanda yapılabiliyor.
Öte yandan tüp bebek tedavisinde de AMH hormonu, gerek yumurtalık rezervi değerlendirilmesi gerek tedavi planlanması gerekse tüp bebek tedavisinin değerlendirilmesinde bir veri olarak kullanılabiliyor.(aa)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Özel Medicabil Hastanesi’nin açılış töreninde konuşma yaptı. Sağlık alanında da çok önemli icraatlar yaptıklarını belirten Bakan Çelik, herkes için ”eşit, adil, kolay erişilebilir, sürdürülebilir” sağlık hizmeti hedeflerini gerçekleştirdiklerini söyledi. Çelik, ”1 Ekim 2008 tarihi, son derece önemlidir. Bizim de gelecek nesillerimize bırakabileceğimiz önemli bir tarihtir. Çünkü o gün, Sosyal Güvenlik Reformu ve 26 yıldır, 1982 Anayasası’nda genel sağlık sigortasına geçeceğimiz yazılmasına rağmen, 26 yılda gerçekleştirilemeyen Genel Sağlık Sigortasına geçiş günüdür” dedi.
Faruk Çelik, sağlıkta 2002 yılında kamu olarak 9.9 milyar lira harcama yapıldığını hatırlatarak, şunları kaydetti:
”2010 yılında 40 milyar, 2011 yılında 45 milyar lira sağlık harcama giderimiz var. İlaç konusu farklı. 2002 yılında ilaç giderimiz 5.2 milyar iken 2010 yılında 15.4 milyar. 2011 yılında 16 milyar lira ilaç gideri var. Yani 2002′ye göre 3 katı kadar bir ilaç gideriyle şu anda karşı karşıyayız. Bunların hepsi milletimize helali hoş olsun. Ama burada da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak, bu hizmetleri satın alan bakan olarak, bu hizmetlerin sunumunda cebinden parası çıkan bakan olarak, şunu da ifade etmek istiyorum; sağlığa erişim kolay olduğu için harcamalar artabilir, buna saygı duyuyoruz. Fiyat artışlarından dolayı giderlerimizde artış olabilir, bu da saygı değerdir. Ama başka kalemlerler var; bir israf iki suistimaler…”
‘DOKTOR BEY YAZIVER İLACI’
Çelik, şunları söyledi:
“Çok ciddi teftişlerde tespitlerimiz var. Ne alanlarda tespitlerimiz var; birincisi israf alanında. ‘Doktor bey yazıver ilacı lazım olur ya…’ Şimdi burada doktor arkadaşıma sesleniyorum; ‘lazım olur’ diye ilaç yazılır mı? Hastanın keyfine göre ilaç yazmak doğru mu?
Tabii ki doktorların tümü için söylemiyorum, tenzih ediyorum birçoğunu. Ama belli az sayıdaki doktor arkadaşımız da ‘Yazı ver’in neticesinde evlerimizde, buzdolaplarımızda ilaçtan geçilmiyor. Poşetler dolusu bütün evlerde ilaçlar, yazık. Bu israfı bu ülke hak etmiyor. Kalkınmaya endekslenmiş ülkeye bu yanlışlığı yapmayalım. İhtiyaç ise yazılacak. Devlet de sosyal devlet olarak bunu karşılayacak.
‘BİRAZ CAN YAKACAĞIZ’
Faruk Çelik, suistimaler konusuna da değinerek, şöyle dedi:
”Suistimaler ise eczane-hastane, eczane-doktor, vatandaş-eczane ilişkilerinde de şunu ifade edeyim; biraz can yakacağız. Neden? Çünkü az sayıdaki bu yanlışın içinde olanların, bütün sağlık sektörünü, hekimleri ve sağlık çalışanlarını, eczanelerini karalamaya haklarının olmadığını inancı içindeyiz. O nedenle sağlık sektöründeki sorunları biliyoruz. Dün İstanbul’da çok geniş katılımlı bir toplantı yaptık. Üniversite başhekimleriyle güzel bir toplantı yaptık. Oradaki sorunları ‘tam gün’den başlayıp diğer alanlara varıncaya kadar enine boyuna, şu anda Sosyal Güvenlik Kurumu’nda değerlendiriyoruz. Onlara çözümler üretmeye devam edeceğiz. Ama bu tarafta israf ve suistimaleri engelleme görevi, hepimizin görevidir.”
Törene, Bursa Valisi Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve Özel Medicabil Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen de katıldı. (AA)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Yeni gelişmeyle birlikte binlerce maymun, fare ve sıçan ise denek olarak kullanılmaktan kurtulacak. Deri fabrikasının orta vadede cilt kanserine yakalanan hastalar için de deri üretmesi planlanıyor. Fraunhofer Enstitüsü Hücre Sistemi Bölümü Başkanı Profesör Heike Walles, biyolojiye ilgisinin çocuk yaşlarda başladığını anlatıyor.
Walles, “Ben küçük bir köyde büyüdüm ve hep ormanda oynardım. Bir akşam bir sürü sümüklü böcek topladım. Nasıl üredikleri ilgimi çekiyordu. Annem ile babam sümüklü böcek dolu kartonu görünce odama sokmamı yasakladı. Ben de kutuyu gizlice odama kaçırıp bütün gece sümüklü böcekleri gözlemledim. Ertesi gün odamda yerler sümük izlerinden geçilmiyordu. Annem çılgına döndü” diyor.
İŞLEM ÜÇ HAFTA SÜRÜYOR
Heike Walles üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Hannover Tıp Fakültesi’nde genç profesör unvanı aldı. Walles özellikle, doku mühendisliği alanında canlı hücrelerden doku oluşturma çalışmalarına başladı. Hastaların hücrelerinden nefes borusu ve damar kapakçıkları üretebilmek için araştırmalar yaptı. Sonra uzun çalışmaların sonucunda, doku mühendisliği yöntemlerinin çok uzun süreli ve karmaşık; üretimin ise az ve pahalı olduğu sonucuna vardı. Walles, seri doku üreten tam otomatik bir makine geliştirme fikrinin de böyle doğduğunu söylüyor.
Profesör Heike Walles, Stuttgart’taki Fraunhofer Enstitüsü’nde doku mühendisleri ile doğa bilimcilerden bir ekip oluşturdu. Bu ekibin çalışmaları sonucu ortaya çıkan doku üretim teknolojisinin işlemi üç hafta sürüyor. Dünyada ilk kez bir makine seri olarak, bir ayda mektup zarfı büyüklüğünde beş bin deri parçası üretebiliyor.
Walles, “Bu keşif dünyasında en güzel anlardan biriydi: Makinenin önünde durup, onun çalışmasını ve gerçekten üretim yapabilmesini izlemek! Bu benim için de çok etkileyici bir andı. İlk kez bunun gerçekleşebileceğini gösterdik” diyor.
SONRAKİ HEDEFİ MAKİNELERİ PİYASAYA SÜREBİLMEK
Profesör Walles’ın bir sonraki hedefi bu doku üretim makinelerini piyasaya sürecek düzeye getirmek. Walles bu yolla deri rahatsızlığı olan pek çok kişinin fayda sağlamasını amaçlıyor: “Benim kişisel arzum bu makinelerin bir gün hastanelerde yer alması ve organ üretebilmesi. Bunu en geç beş yıl içinde gerçekleştirebiliriz. ”
Profesör Heike Walles, 2009 yılı sonundan bu yana Würzburg Üniversitesi Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp Kürsüsü Başkanlığı’nı da yürütüyor. Heike Walles, “Yeni yöntemlerimiz uzun vadede pek çok hayvan deneylerinin yerini alacak. Bu hayvanları korumakla kalmayacak, yeni bir ilaç üretildiğinde insan organlarının nasıl tepki gösterdiği konusunda daha emin olabileceğiz” şeklinde konuşuyor.
Profesör Heike Walles yeni araştırma merkezinin kanserle mücadelede de önemli ilerlemeler sağlayacağını umuyor. Walles, tümörlerin nasıl oluştuğu ve yayıldığını anlayabilmek için tümör hücreleri de üretiyor. (DW Türkçe)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Bilimadamları, farelerde çoklu doymamış yağ asitlerinin etkisini araştırdı. Farelerde tümörlerin boyutunun kemoterapiden sonra küçüldüğünü belirten bilimadamları, hayvanlara yağ asitleri verildiğinde ise tümörlerin kemoterapiden etkilenmediğini vurguladı. Kanda, kök hücreler tarafından üretilen KHT ve 16:4 (n-3) yağ asitlerinin de kanser hücrelerini koruduğu, dolasıyla tedavinin başarısız olmasına neden olduğuna işaret edildi.
Bilimadamlarından Profesör Emile Voest, genellikle kemoterapiye direnç durumunda, kanser hücrelerinde değişim olduğunun düşünüldüğünü, araştırmanın vücudun, kemoterapinin etkisini yok edebilecek güçte, koruyucu maddeler salgılabileceğini gösterdiğine dikkati çekti. Söz konusu asitlerin bazı balıkyağı haplarında da bulunduğunu ifade eden Voest, ayrıntılı araştırma sonuçları beklenirken, kemoterapi gören kişilerin doktorlarına danışmadan balıkyağı hapı kullanmamalarını önerdi.
“Cancer Cell” dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atan bilimadamları kemoterapi görenlerin keten tohumu, ceviz, somon ve ton balığı yiyebileceklerini belirtti.
Birçok kanser hastası, kalp kriziyle iltihap riskinin azalması ve kas kitlesinin korunması için balıkyağı hapı kullanıyor. (AA)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), karşı atağa geçti ve halka “Endişelenecek bir durum yok” açıklamasını yaptı.
ABD’de yaptığı televizyon şovu ile ülkenin en ünlü doktoru haline gelen Mehmet Öz, süpermarketlerde satılan elma suyundaki arsenik oranının çok yüksek olduğunu iddia edince, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile ters düştü.
FDA, karşı atağa geçti ve halka “Endişelenecek bir durum yok” mesajını internet sitesi ve Facebook sayfasına koydu.
Dr. Öz, elma suyundaki arsenik oranın yanlış ölçülerek düşük gösterildiğini savunurken, FDA ise Türk doktoru Mehmet Öz’ü, “Organik ve inorganik arsenik arasındaki farkı göz ardı etmekle” itham ediyor.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Bu açıklamayla vücudu arındırma yöntemi olarak kullandığı detoksun ne kadar güvenli ve gerekli olduğu sorusu kafaları karıştırdı. Uzmanlar, vücudun kendi kendine detoks yapabildiğini belirterek, yanlış ve uzun süreli detoksa karşı önemli uyarılarda bulunuyor. Medicalpark Bahçelievler Dahiliye Uzmanı Dr. Engin Türkmen, “Bir hastam bir ay su içerek detoks programı uygulamış. Vücudu iflas etmek üzereydi. Yoğun bir tedaviyle sağlığına kavuşabildi.
Uzun süreli ve yanlış uygulanan detoks organlarda geri dönülmez ciddi bozukluklar yaratırken, ölüme bile sebep olabilir” diyor. Memorial Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez’se “Yanlış detoks programları hormon dengesi, kalp kasının kasılma gücünü ve karaciğeri bozarak ölüme yol açıyor” diye uyarıyor. Prof. Dr. Benal Büyükgebiz de “İnsan vücudu mükemmel bir fizyolojik çalışma mekanizma ile yönetilir” diye konuşuyor.
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Pennsylvania Üniversitesi’nden bilim insanları, polis emeklisi 65 yaşındaki lösemi hastası William Ludwig’den, bir milyardan fazla lenfosit (virüs ve tümörlerle savaşan akyuvar türü) aldı.
Lenfositler, etkin olmayan HIV ile temasa geçirildi. HIV, lenfositleri değiştirerek, kanserle savaşmalarını sağladı. Değişime uğrayan lenfositler hastaya nakledildi.
Tedavinin ilk zamanlarında Ludwig’de değişim olmadı ancak 10 gün sonra, kemoterapinin etki göstermediği Ludwig’de titremeler, yüksek ateş ve tansiyon düşmesi görüldü.
Başta durumdan endişe duyan doktorlar, bu ciddi grip belirtilerinin birkaç hafta sonra geçtiğini ve belirtilerin yanı sıra Ludwig’in lösemiden de kurtulduğunu belirledi.
Araştırmacılardan Carl June, “Ludwig’in tamamen iyileştiğini söylemek için erken olduğunu ve daha kapsamlı araştırmalar yapılması gerektiğini” belirtirken, bir yıl önce yataktan çıkmakta zorlanan Ludwig, golf oynamaya gidebildiğini ve “yeniden doğduğunu” ifade etti.
“The New England Journal of Medicine” ve “Science Translational Medicine” dergilerinde yayımlanan araştırmada bilimadamları, hastanın bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini öldürebileceğini göstermiş oldu.
Başka kanser türlerine yakalanan 2 hastada da denenen bu yöntem, hastalardan birinin tamamen, birinin kısmen iyileşmesini sağladı. (aa)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Hollandalı uzmanların “Stroke” dergisinde yayımlanan araştırması, elma, armut, muz ve karnabahar gibi beyaz etli meyve ve sebzelerin felç geçirme riskini yüzde 52 oranında azalttığını ortaya koydu.
Yaklaşık 20 bin kişinin beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumlarını 10 yıl boyunca gözlemleyen uzmanlar, günlük beyaz etli meyve ve sebze tüketiminde yapılacak 25 gramlık bir artışın, felç riskini yüzde 9 aşağıya çektiğini keşfetti.
Araştırmaya katılanların yediği meyve ve sebzeleri de sınıflandıran uzmanlar, katılımcıların yarısından fazlasının elma ve armudu sıklıkla tükettiğini belirledi.
Araştırmayı yürüten ekipte bulunan Wageningen Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Linda Oude Griep, elma ve armudun yüksek miktarda lif ihtiva ettiğinin bilindiğini, ancak beyaz etli meyve ve sebzelerin içeriğindeki önemli besleyici maddeleri ortaya çıkarmak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.
Öte yandan uzmanlar, beyaz etli meyve ve sebze tüketiminin yararlarına dair bu bilgilerin, insanları diğer renkteki meyve ve sebzeleri yemekten alıkoymaması gerektiğini ifade etti.
Araştırmacılar, sağlıklı ve dengeli beslenmenin, doymuş yağ ve tuz kullanımını azaltmanın, düzenli sporun ve tansiyonu kontrol atında tutmanın felç riskini azaltmada etkili faktörler olduğunu vurguladı. (aa)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

KONYA – Selçuk Üniversitesi (SÜ) Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Göktaş, her 12 erkekten birinde görünen prostat kanserinin akciğer kanserinin ardından en çok görülen ikinci kanser çeşidi haline geldiğini, prostat konusunda son derece dikkatli ve duyarlı olunması gerektiğini bildirdi.
Prof. Dr. Göktaş, yaptığı yazılı açıklamada, ülkemizde yaklaşık 1 milyon 900 bin prostat hastası olduğunu belirtti.Ülkemizde 1 milyon 900 bin prostat hastasından yalnızca 300 bininin yani yüzde 16′sının tedavi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Göktaş, şunları kaydetti:
“Geriye kalan 1 milyon 600 bin erkeğin ise bu hastalıkla ilgili bilgilendirilmesi gerekmektedir. Erkekleri etkileyen ölümcül kanser türlerinden olan prostat kanseri her 12 erkekten birinde görülmekte ve akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Bu oldukça ciddi bir rakam olup insanların bu konuda duyarlı davranması gerekmektedir.”
‘GEÇ TANI BÖBREK YETMEZLİĞİ NEDENİ’
Bunun yanında iyi huylu prostat büyümesi ile idrar yolunun daraldığını ve idrar yapmada zorluklar yaşandığını anlatan Prof. Dr. Göktaş, erken tanı ve tedavi edilmediği takdirde böbrek yetmezliğine kadar gidebilecek ciddi sorunlar ortaya çıktığını vurguladı.
Prof. Dr. Göktaş, “Unutulmamalıdır ki prostat hastalıkları erken teşhis edildiğinde büyük ölçüde hayat kurtarıcıdır” ifadelerini kullandı.ve özellikle de prostat kanseri ile ilgili toplumda farkındalık yaratmak istediğini ifade eden Prof. Dr. Göktaş’ın, şunları kaydetti:
“Özellikle bu konuyla ilgili toplum bilincinin oluşturulması ve geliştirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki prostat, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak bunda erken teşhis oldukça önemlidir. Biz de prostat hastalıklarıyla ilgili halkımızı bilgilendirmek amacıyla 8 Eylül Perşembe günü hakla açık bir seminer düzenleyeceğiz.”(AA)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

ANKARA-İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere göre, McMaster Üniversitesinde görev yapan bilimadamları, fareler üzerinde yaptıkları araştırmada, bu hayvanların bazılarının kaslarında, özellikle egzersiz yaparken harekete geçen AmpK enzimini üretmeye yarayan iki genin eksik olduğunu gözlemledi.
Normal farelerle bu hayvanları karşılaştıran araştırmacılar, AmpK genlerinden yoksun olan grubun kaslarındaki mitokondri sayısının daha az olduğunu ve glikozu enerjiye dönüştürmekte çok zorlandıklarını tespit etti.
Araştırma ekibinin başındaki Gregory Steinberg, farelerin koşmayı sevdiğini vurgulayarak, “Normal hayvanlar bunu kilometrecelerce yapabilirse, bu genlerden yoksun olanları ise sadece kısa bir mesafe koşabilir” dedi.
Bilimadamları, araştırma sonuçlarının obezler ve astım hastaları gibi hareket etmekte zorlanan kişiler açısından önemli olduğuna da dikkati çekti.(aa)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Kapalı alanda sigara içemeyen tiryakileri, kara paket bekliyor. Tiryakiler bundan sonra sigara alırken marka söylemek yerine, “Ver oradan 4 numara” diyecek. Dünyada ilk kez Avustralya’da uygulanan sigarada “kara paket” uygulaması için Türkiye de hazırlıklara başladı. Avrupa ve Asya’da ilke imza atmak isteyen Türkiye’de, kara paket alarmı verildi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Dünya Sağlık Örgütü ve Tütün Alkol Piyasaları Denetleme Kurulu (TAPDK) uzmanlarına, kara paket uygulaması için teknik çalışma başlatmalarını istedi. Sigara firmalarının kabusu olarak bilinen ve tütün tüketimini çok ciddi miktarda düşüreceği beklenen “kara paket” uygulamasıyla sigara markaları ve logoları da tarihe karışacak.
Takvim’den Safure Cantürk’ün haberine göre, tiryakiler, marketlerden ya da büfelerden sigarayı ancak numaralarıyla isteyebilecek. Paketlerin üzerinde, sigaranın sağlığa zararlarını etkileyici şekilde gösteren resimler ve uyarılar dışında insanların algısını dolaylı olarak etkileyecek hiçbir unsur bulunmayacak. Avustralya parlamentosunda 24 Ağustos 2011 tarihinde kabul edilen kararla, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren ülkede satılan tüm sigaralarda kara paket uygulaması başlayacak. Kara paket uygulaması ile sigara paketlerinin üzerindeki yanlış mesajlarla tüketiciyi aldatmaları önlenirken, tütün ürünlerinin cazibenin azaltılması, uyarıların etkinliğinin artırılması ve sigara içme oranlarının azaltılması hedefleniyor. (HaberTürk)
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
