Türkiye

Başbakan anar sen anamazsın!

Pazartesi, Aralık 5th, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

SDP’li Ufuk Çeri 1980′de asılan ve Başbakan Erdoğan’ın 12 Eylül referandumu öncesi hakkında konuşurken ağladığı Necdet Adalı’yı anmakla suçlandı.
İzmit’te geçen hafta tamamı yasal birer kuruluş olan Halkevleri, Sosyalist Demokrasi Partisi ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne üye 12 genç tutuklandı. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan anmaları, ulaştırma zammı protestosu nedeniyle 40 yıl önce lağvedilmiş THKO ve TKHP/C ile TİKKO ve Devrimci Karargah örgütlerine üye oldukları, örgütlerin propagandasını yaptıkları, suçu ve suçluyu övdükleri iddia edildi. Aynı dava kapsamında SDP’li Ufuk Çeri ise 1980’de asılan ve Başbakan Erdoğan’ın 12 Eylül referandumu öncesi hakkında konuşurken ağladığı Necdet Adalı’yı anmakla suçlandı.

İzmit’te Terörle Mücadele Şubesi, geçen hafta Halkevleri, SDP, ESP ve DHP’lilere yönelik operasyon düzenledi ve 21 genç gözaltına alındı. Kocaeli 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan 15 gence 2010 ve 2011 yılında yapılan yasal ve demokratik eylem ve etkinlikler nedeniyle çeşitli suçlamalar yöneltildi.

Suçlamalara konu olan etkinlikler şöyle sıralanıyordu: Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve Deniz Gezmiş’i anmak, ulaşım zammı protestosu, 12 Eylül döneminde asılan Necdet Adalı için SDP’nin gerçekleştirdiği toplantı… İzmit Savcılığı, bu yasal etkinliklerin TİKKO ve THKP/C gibi 40 yıl önce lağvedilmiş iki örgüt ile TİKKO ve Devrimci Karargah adına yapıldığını ileri sürdü.

SDP üyesi Ufuk Çeri, sorgusunda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl 12 Eylül referandumundan önce parti grubunda yaptığı konuşmada, Adalı için yazılan şiiri okuyup ağlamasını anımsatarak, “Adalı’nın askeri darbede haksız yere idam edilmesini Başbakan dahi dile getirmiş ve iade-i itibar olarak değerlendirmiştir. Adalı’yı anmak suç diye değerlendirilemez” dedi. Çeri’ye ayrıca, üyesi olduğu Genç-Sen’le ilişkisi soruldu. Evinde bulunan ‘Sosyalist Demokrasi’ adlı parti gazetesine, Karl Marx’ın ‘Komünist Manifesto’suna ‘delil’ diye el konuldu.

ESP’li Tıp Fakültesi öğrencisi İlke Başak, “Çayan, Gezmiş ve Kaypakkaya’yı anma toplantılarına katıldım. Bu kişilerin fikir ve eylemlerini Başbakan dahi getirmiştir” dedi. Halkevleri Genel Yürütme Kurulu Üyesi Metin Kaya, Saraybahçe Şube Başkanı Mihrican Atalay ve dernek üyesi Tugay Çalışkan’a da neden Deniz Gezmiş’i andıkları soruldu. Çalışkan, Halkevi’nde saz kursuna katıldığını ifade etti.

Mahkeme, 15 genci ‘yasadışı örgüt üyeliği, örgüt propagandası, suçu ve suçluyu övme’ iddiasıyla tutukladı. Avukat Sinan Varlık, hiçbir şüphelinin evinden silah, kesici ya da delici bir alet çıkmadığını, tümünün yasal kurullara üye olduklarını belirtiyor. Varlık, savcılık ifadesinin bile emniyette alındığını vurgularken, “Savcılıkta ‘Mahir Çayan senin için ne ifade ediyor’ diye soruldu” diyor.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

İzmirde Deprem 05 Aralık Saat: 10.17

Pazartesi, Aralık 5th, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

EGE Denizi’nde Midilli Adası’nın güneybatısında saat 10.17’de 5.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Deprem İzmir’den Çanakkale’ye kadar sahil kesiminde hissedildi. Herhangi bir hasara neden olmayan deprem, kısa süreli heyecan yarattı. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, saat 10.17’deki depremin 6 kilometre derinlikte olduğunu belirtip, büyüklüğünü 5.1 olarak açıkladı.

Yabancı deprem siteleri depremin koordinatlarını, İzmir’in kuzeybatısında 84 kilometre uzaklıkta, Midilli Adası’nin güneybatısına 35 kilometre uzaklıkta olarak verdi.

Ege Denizi sallanıyor… Saat 10. 30 da Merkezüssü Ege Denizi olan 4. 2 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi…

KARABURUN’DA PANİK YOK

Türkiye’nin depremin olduğu merkeze en yakın yerleşim yeri İzmir’in Karaburun İlçesi’nde Kaymakamı Fatih Aksoy, depremi hissettiklerini, herkesin durumu sakin karşıladığını ve kimsenin paniğe kapılmadığını söyledi. Aksoy, şu ana kadar kendilerine ulaşan herhangi bir hasar olmadığını belirtti.

ÇANAKKALE’DE KISA SÜRELİ PANİK

Çanakkale’de ise depremin ardından kısa süreli bir panik yaşandı. Özellikle yüksek binaların üst katlarında oturanlar, depremi daha çok hissetti. Depremle ilgili olarak şu ana kadar herhangi bir can ve mal kaybı bilgisi ulaşmadı.

ARTÇI DA OLDU

Bu arada, saat 10.30’da, yine Ege Denizi’nde 5 kilometre derinlikte Richter ölçeğine göre 4.2, saat 10.42’de ise, 3.7 büyüklüğünde depremler kaydedildi. Saat 09.42’de ise, merkez üssü Dikili açıkları olan ve 14,4 kilometre derinlikte meydana gelen 3 büyüklüğünde bir deprem olmuştu.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Al sana arşiv – Yılmaz ÖZDİL – 03 Aralık Cumartesi

Cumartesi, Aralık 3rd, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

Al sana arşiv – Yılmaz ÖZDİL – 03 Aralık Cumartesi

Al sana arşiv

İngiltere’yi adres gösterdik.
Beğenmediler.
Buyrun size Türkiye arşivi.

.

“Tunceli vilayeti dahilinde Ovacık Kazası jandarma birliğine tabi Diztaş karakoluna 4/2/938 tarihinde Kalan Aşireti tarafından yapılan taarruz neticesinde şehit edilen karakol komutanı ile 20 jandarma erine ait olup mütaarrızlar tarafından gasbedilen 499 lira değerindeki erzakın bilahare erlerin iaşe bedellerinden ödenmek üzere Ovacık Kazası merkezindeki bakkallardan veresiye olarak alındığı ve bunların Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin iaşe tertibinden verilmesi mümkin olamıyacağı anlaşıldığından, Maliye Vekaleti bütçesinin masarifi gayri melhuza tertibinden verilmesi; Jandarma Genel Komutanlığı’nın işarına atfen Maliye Vekilliği’nin teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nin 23/6/938 tarihli toplantısında onanmıştır.”

İmza?
Reisicumhur, Atatürk.
Başvekil, Celal Bayar.

Diyor ki…
Adamlar askerlerimizi şehit etti, üstüne erzakını çaldı, şehitlerimizin bakkallara veresiye borcu kalmasın, derhal ödeyin.

Hikâye anlatmayın.
Açın şu arşivleri.
Bu memleketin, bu milletin…
Şehitlerine olan borcunu ödeyin.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

iYi BAK NiHAT! BU HASANKEYF BU DA TARKAN

Cuma, Aralık 2nd, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

Boşu boşuna dememişler, “Zaafı kadar güçlüdür insan” diye. Kameralar karşısında ‘vatan, din, iman’ nutukları atıyorsan, kameraların olmadığı yerde de aynı şekilde kendine sahip olacaksın
Nihat Doğan’ın konuk olduğu ‘Teke Tek’ programını izlemedim. Doğan’ın Fatih Altaylı’ya söylediklerini dün HT Magazin’de okudum.
Açıklamalarını okuyunca şunu bir kez daha anladım, ‘çok para haramsız, çok laf yalansız’ ı-ıh.
Bakar mısınız Doğan’ın söylediklerine:
“Otel olayında mağdur olduk. İftiraya uğradım. Anayasa görüşmelerinin yapılacağı gün 24 şehidin gelmesi manidardır. İftiradan üç gün önce, bu işin arkasında İsrail vardır. İsrail’i tanımayın dedim. Hemen arkasından iftira patlak verdi.”
Nihat Doğan’ın “İftira” dediği olaya dair bütün ayrıntılar elimde.
İzzet Yıldızhan’ın avukatı ‘yayın yasağı’ aldırdığı için yazamıyorum, ama şu kadarını söyleyeyim.
Nihat Doğan o gecenin mağduru değil, sefasını sürendir.

Her zevkin bedeli var
Ankara Sheraton’daki o olaydan Nihat Doğan, maddi ve manevi olarak mağdur olmadı mı?
Oldu.
Eee boşuna dememişler, “Zaafı kadar güçlüdür insan” diye.
Kameralar karşısında ‘vatan, din, iman’ nutukları atıyorsan, kameraların olmadığı yerde de aynı şekilde kendine sahip olacaksın.
Zaaflarına yenilmeyeceksin.
Sonra da kalkıp kendini Hz. Musa, Hz. İsa, Einstain, Sokrates, Galileo’yla mukayese edip, “Onlar da zamanında bir şeyler anlatmış, o an itibarıyla alaya alınmışlar” demeyeceksin.
İzzet Yıldızhan da Peygamberimiz ve Ulu Önder’imizle kendini aynı kefeye koymuştu.
Dilin kemiği yok, o yüzden isteyen istediğini diyebilir.
Senin istediğini söyleme özgürlüğün varsa, benim de inanmama özgürlüğüm var ve o hakkımı kullanıyorum.

Bilmemek ayıp değil!
“Türkiye Cumhuriyeti’nde kayalara sahip çıkan Tarkan büyük sanatçı addediliyor. Tarkan’a sorsan Hasankeyf’i bilmez. Sırf birileri ‘Bak Nihat Doğan böyle inisiyatif almış’ dedikten sonra Hasankeyf’e sahip çıkılması doğru değildir” demişsin.
Doğru değil bu.
“Bilmemek ayıp değil, ama öğrenmemek ayıp” derler.
Arkada Hasankeyf, önde Tarkan’ın göründüğü bu fotoğraf, senin henüz ‘özlü sözler’inle Türkiye’yi sarsmaya başlamadığın Mayıs 2008’de çekildi.
‘Kayalar’ diyerek kastettiğin doğaya sahip çıkmak yerilecek bir şey değildir, aksine takdir gerektirir.
Anlayamadığın bir başka şey de şu sevgili Nihat Doğan!
Tarkan bu ülkede, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kayalarına sahip çıktığı için’ değil, ‘şarkıcı’ kimliğiyle bir numaradır, nokta.

AVUKAT OLMUŞ AMA…

Aziz Yıldırım’ın avukatlarından Faik Işık, epeydir ortalıklarda yoktu. Beyaz TV’de Ahmet Çakar’ın hışmına uğradıktan sonra kayıplara karışmıştı.
Faik Işık, günler sonra Fenerbahçe Dergisi’ndeki çarpıcı açıklamalarıyla çıktı ortaya.
Faik Işık’ın Fenerbahçe Dergisi için kendisiyle konuşan Fenerbahçe Müzesi Müdürü Alp Bacıoğlu’na yaptığı şu açıklamaya bakar mısınız:
“Fenerbahçeli futbolcuların alın terleri sonucu kazanılan kupayı almak o kadar kolay mı? Bu işler bu denli ucuz değil. Sen müze müdürüsün. Eğer illa bir kupa istiyorlarsa yeni bir kupa yaptır. Üzerine de ’Operasyon Kupası’ yazdır ve Trabzonspor Müzesi’ne gönder.”
‘Futbolda Şiddet Yasası’, avukatların futbol kulübü taraftarlarını alenen tahrik eden açıklamalarını suç saymıyor mu?

BURASI TÜRKİYE OLUYOR BÖYLE!

Toplumun bilinçsiz silahlanmasını eleştiren ‘Neden Silah?’ adlı kısa metrajlı filmin çekimi sırasında kullanılan gaz tabancası nedeniyle oyuncu Ergün Demir’le set sorumlusu Fatih Akdeniz hakkında, ‘ruhsatsız silah bulundurmak’ ve ‘genel güvenliği tehlikeye sokmak’ suçlarından altışar yıla kadar hapis, 5 bin liraya kadar ağır para cezası istemiyle dava açıldı.
Davadaki ayrıntılar bile başlı başına bir kara mizah filmi olur vallahi.
Aynı gün Samir Salem Ali Elmahdavri adlı bir Libyalı pompalı tüfekle daldığı Topkapı Sarayı’nda dehşet saçtı.
Türkiye’ye üç gün önce giriş yapan bir turist, o pompalıyı nasıl aldı?
Bu vesileyle anlaşıldı ki turistlere silah satışı serbest Türkiye’de.
Ver pasaportunun fotokopisini, al pompalıyı.
Peki kim çıkardı bu yasayı?
Kim olacak?
Birkaç ay önce çıkardıkları ‘Şike Yasası’ uygulamaya geçmeden ‘pardon’ deyip ‘kuşa’ çevirenler.

Ali Eyüboğlu aeyuboglu@milliyet.com.tr

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

İşi yokuş’a sürmeyin…- Yılmaz Özdil – 2 Aralık Cuma

Cuma, Aralık 2nd, 2011 | Genel, Türkiye with Yorum Yok »

İşi yokuş’a sürmeyin…- Yılmaz Özdil – 2 Aralık Cuma
Libyalı.
Suriye plakalı.
Kabak gibi yani.
Halbuki…
Kobay atasözüdür.
Peynir büyük, mesafe kısaysa, üstüne atlamadan önce huylanacaksın!

30 Kasım 2010

Wikileaks’in internet sitesinde 10state15856 kod numarasıyla bi belge yayınlandı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ABD Ankara Büyükelçiliği’ne gönderdiği, gizli ibareli kriptoydu. İsimleri tek tek belirtilen Türk şirketlerinin İran’a MKE yapımı tabanca ve el bombası satmak, karşılığında plastik patlayıcı almak için pazarlık yaptığı anlatılıyor… Türk Hükümeti’ni bilgilendirin, derhal soruşturma açsın, satışı engellesin deniyordu. Hükümetimiz, Türkiye’yle alakalı 8 bin belgeye dedikodu deyip, cevap bile vermezken… Her nedense bu belgeyi fena halde ciddiye aldı. Milli Savunma Bakanlığımız, acilen açıklama yaparak, kesinlikle doğru değil dedi.

Amerikalılar, söz konusu kriptoda adı geçen şirketlerin faaliyet merkezi olarak İstanbul’da nereyi adres gösteriyordu?
Fatih Mercan Yokuşu’nu.

30 Kasım 2011

Tam bir sene sonra…
Libyalı.
Suriye plakalı.
Göstere göstere taşıdığı pompalı’yı nereden satın aldığı ortaya çıktı?
Mercan Yokuşu’ndan!
Hani şu Fatih’teki!

Mobeselerle ahalinin vesikalığını saniye saniye kaydederlerken, Libyalı’nın fotoğrafını taaa Bursa’da öğretmenlik yapan Amerikalı turistin çekmesi ve olay yerine koşan gazetecilere elden servis etmesi tesadüfüne hiç girmeyeceğim… Libyalı’nın taksiyle geldiği tespit edildiği halde, İçişleri Bakanımızın, nerden duyduysa, zart diye Suriye plakasından bahsetmesine değinmeyeceğim… Daha bi kaç gün önce, bizim polisler Libya’nın Ankara Elçiliği’nde toprağa gömülmüş tabancaları eliyle koymuş gibi bulurken, İstanbul’un göbeğinde Libyalı’ya şakır şakır pompalı satanları neden görmediğine de kafa yormayacağım.

Çünkü.
Türkiye’ye kobay muamelesi yapan arkadaşlar açıkça demek istiyor ki…
İşi yokuş’a sürmeyin!

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Maalesef Gizem’in ablası da kurtarılamadı

Perşembe, Aralık 1st, 2011 | Genel, Türkiye with Yorum Yok »

Maalesef Gizem’in ablası da kurtarılamadı
Bursa’nın Orhangazi ilçesindeki evlerinin banyosunda şofbenden zehirlenerek hayatını kaybeden Gizem Bera Yüksel’in (11) tedavisi devam eden ablası İrem Silay Yüksel (12) de tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Tedavisi 3 gündür solunum cihazına bağlı olarak Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sürdürülen İrem Silay Yüksel, akşam 17.00 sularında yaşama veda etti.

Acı haberi alan anne Ayla ve baba Salih Yüksel, Bursa’daki hastaneye gitmek üzere Orhangazi’den yola çıktı.

Pazartesi saat 22.00 sıralarında Arapzade Mahallesi’ndeki evlerinde aile fertleri tarafından banyoda baygın halde bulunan kardeşlerden İrem Silay Yüksel (12), Orhangazi Devlet Hastanesindeki ilk müdahalenin ardından Bursa’ya götürülerek Şevket Yılmaz Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Gizem Bera Yüksel (11) ise Orhangazi Devlet Hastanesindeki müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. (aa)

Gizem, internetteki videosundan sonra Beyaz Şov’a katılmıştı

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Tokatlı ve doğulu işçilerin ‘çiş’ kavgası

Perşembe, Aralık 1st, 2011 | Genel, Türkiye with Yorum Yok »

Tokat’ta iki inşaat işçisi arasında dün ‘çiş’ yüzünden çıkan kavga, bugün Tokatlı ve Doğulu işçiler arasında olaylarla devam etti. Bayrak yakıldığı ve ‘Kahrolsun PKK’ sloganları atıldığı iddiaları üzerine gerginlik tırmandı ve polis geniş güvenlik önlemi aldı.
Kent merkezine 2 kilometre uzaklıktaki Topçam Mahallesi’nde, Tokatlı müteahhidin yaptırdığı Yazıcıoğlu Sitesi’nin inşaatında çalışan 200 kadar işçinin karıştığı kavgaya dün inşaata bir işçinin işemesi neden oldu. Tokatlı bir işçi inşaatı üst kat balkonundan işerken, alt kattaki Doğulu bir işçinin üzerine sıçradı. İki işçi arasında çıkan kavgaya birkaç arkadaşı da karışırken, diğer işçilerin araya girmesiyle olay yatıştırıldı.

BU SABAH MEYDAN KAVGASI ÇIKTI
Olayın dün kapandığı sanılırken, 7 ay önce Tokat’a gelerek inşaatta çalışmaya başlayan işçilerin bir Türk bayrağı yaktığı, Tokatlı işçilerin de Doğulu işçilere PKK’lı dedikleri söylentileri gerginliği tırmandırdı.

Bu sabah inşaatta işbaşı yapan işçiler arasında karşılıklı laf atmaların ardından saat 10.00 sıralarında iki grup taş ve sopalarla birbirine girdi. Kavgayı haber alıp gelen polis ekibi havaya ateş ederek kavgayı güçlükle ayırdı. Sopa darbeleriyle yaralanan Tokatlı işçiler Salih Günhan ile Hüseyin Dilibal’ın, kaldırıldıkları Devlet Hastanesi’nde tedaviye alındı.

DOĞULU İŞÇİLER KORUMA ALTINDA
Aralarında inşaatta çalışan işçilerin yakınlarının da bulunduğu kişilerin gelmesiyle toplanan öfkeli kalabalık ’Kahrolsun PKK’ sloganları atarak, Doğulu işçilere saldırmak istedi.

Bölgeye sevk edilen çok sayıda polis, Doğulu işçilerin kaldığı barakalara öfkeli kalabalığı yaklaştırmazken, hem inşaatın bulunduğu bölgede hem de kentte kentte geniş güvenlik önlemi aldı. Olaylarla 4 kişi gözaltına alınırken, soruşturmanın sürdüğü belirtildi.

BAZI İŞÇİLERİN İŞİNE SON VERİLDİ
Topçam Mahallesi’ndeki Yazıcıoğlu Sitesi’nin inşaatını yapan şirket, olaylar üzerine çalışmaları durdurdu.

Şirket yetkilisi Vural Diril, olaylar nedeniyle bazı işçilerin kendi istekleriyle işten ayrıldığını, ’verimsiz’ görülen bazı işçilerin de işlerine son verildiğini söyledi. Diril, hem kendisi ayrılan hem de çıkarılan işçilerin ücretlerini ödediklerini sözlerine ekledi.

45 İŞÇİ TOKAT’TAN GÖNDERİLDİ
Yazıcıoğlu sitelerinin inşaatında gruplar arasında çıkan kavganın ardından işi bırakan ve verimsiz oldukları gerekçesiyle işlerine son verilen 45 doğu kökenli işçi kentten ayrıldı. Yaşanan gerginliğin ardından inşaat firması tarafından ödemeleri yapılan ve kavgaya karışanlar arasında yer alan 45 işçi bölgeye gönderilen 3 minibüse bindirilerek kent dışına gönderildi. Firma yetkilileri çalışmaya devam edecek olan işçilerin sayısı ile ilgili bilgi vermedi. İnşaatların bulunduğu alanda polis ekiplerinin gece boyunca güvenlik önlemini sürdüreceği öğrenildi.

VALİLİK: ETNİK ÇATIŞMA DEĞİL
Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamada, Topçam Mahallesi Yazıcıoğlu mevkisinde bir firma tarafından sürdürülmekte olan kooperatif inşaat alanında, bugün, çalışan işçiler arasında çıkan kavgayla ilgili olarak bazı basın ve yayın organlarında çıkan haberlerdeki iddia edilen konuların kamuoyunu yanlış yönlendirebileceğinin değerlendirildiği belirtildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Meydana gelen olayın çalışmakta olan işçiler arasında çıkan bir kavgadan ibaret olduğu, kavganın siyasi herhangi bir olayla ilgisinin olmadığı, birtakım basın ve yayın organlarında ifade edildiği gibi etnik çatışma ile alakasının olmadığı, meydana gelen kavganın işçilerin aralarında yapmış oldukları iş ile alakalı çıkan anlaşmazlıktan ibaret olduğu, bunun dışında herhangi bir sebebinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Vatandaşlarımızın huzur ve güveninin sağlanması için Valiliğimizce gerekli tüm önlemler alınmış olup, meydana gelebilecek olaylara karşı görevlilerimizin titiz ve yoğun çalışmaları devam etmektedir.” (dha, aa)

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Polisin biber gazlı tatbikatında 30 kişi hastanelik oldu

Perşembe, Aralık 1st, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »


Edirne’de, polis ekiplerinin biber gazlı tatbikatından çevredeki siviller etkilendi. 30 kişi hastanelik oldu.
Edirne Emniyet Müdürlüğüne bağlı çevik Kuvvet ekipleri, toplumsal olaylara hazırlık amacıyla Kocasinan Mahallesi’ndeki Bölge Trafik Müdürlüğü arkasındaki boş alanda biber gazlarının da kullanıldığı tatbikat yaptı.

Tatbikatın ardından, yakında bulunan cadde ve sokaklardaki insanlar, göz yaşarması, nefes almama ve mide bulantısı şikâyetleri ile aynı mahalledeki Ekol Hastanesine başvurmaya başladı. Hastaneye başvuran yaklaşık 30 kişi ayakta tedavi edildikten sonra taburcu edildi.

Hastane Başhekimi Op. Dr. Turan Gazioğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, gözleri yaşarması, nefes sıkıntısı ve mide bulantısı şikayetleri sonucu yaklaşık 30 kişinin hastaneye geldiğini ve tedavi edildiğini ifade etti.

İl sağlık Müdürlüğü yetkilileri ile yapılan görüşmelerde olayın bir tatbikattan meydana gelmiş olabileceğini ifade eden Gazioğlu, “Hastaneye gelenlere maske dağıttık. Acil olanlara müdahale edildi” dedi.

Hastanede tedavisi yapılan Remziye Çomar oğlunun sağlık kontrolü için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi gitmek için minibüs durağına geldiğini, minibüs beklerken gözlerinin yanmaya, nefes alamamaya başladığını ve mide bulantısının ortaya çıktığını söyledi.

Aynı şikâyetlerinin çocuğunda da ortaya çıkması sonucu hastaneye gelerek tedavi olduğunu ifade etti.

İnşaat işçisi Nezih Keleş ise inşaatta çalıştıkları sırada birdenbire hem kendisinin hem de arkadaşlarının gözlerinin ve boğazının yanmaya başladığını belirterek, “Tüm mahallede herkes burnunu kapatıp evlerine kaçıyordu” dedi.

Bu arada, Edirne Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Çevik Kuvvet Müdürlüğüne bağlı ekiplerinin tatbikat yaptığını doğruladı. Yetkililer, atılan gaz bombasından çıkan kimyasalların rüzgarın da etkisiyle vatandaşları etkilemiş olabileceğini ifade etti. (aa)

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

30 Bine Askerlik Resmen Meclisten Geçti

Çarşamba, Kasım 30th, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

30 Bine Askerlik Resmen Meclisten Geçti
31 Aralık 2011 tarihi itibariyle (bu tarih dahil) 30 yaşından gün alanlar, 30 bin TL karşılığında 21 gün temel askerlik hizmetinden muaf tutularak bedelli askerlik yapmış sayılacak.
TBMM Genel Kurulunda, bedelli ve dövizle askerlikle ilgili düzenlemeleri içeren, Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kabul edilerek yasalaştı.
Kanuna göre, işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ve sanat sahibi olarak yurtdışında oturma ve çalışma iznine sahip olanlar, en az 3 yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde çalışmış olmaları şartıyla 10 bin euro ödeyerek, 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak. Mevcut düzenlemede ödenmesi gereken para 5 bin 112 euro idi.

38 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak üzere başvurmayanlar ile başvurdukları halde döviz ödemelerini yapmadıkları için dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkartılanlar da 7 bin 668 euro yerine 10 bin euro ödeyerek, 21 gün askerlik yapmadan bu hizmetini yerine getirmiş sayılacak. Dövizle askerlik hizmetinden yararlanacaklar, 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tabi tutulmayacak. Belirtilen yaş sınırı sonuna kadar temel askerlik eğitimini yapmayanların, dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkartılarak askerlik işlemine tabi tutulmasına ilişkin düzenleme kaldırılacak.

Bedellide başvuru süresi 6 ay
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte fiili askerlik hizmetine başlamayan, 31 Aralık 2011 tarihi itibariyle (bu tarih dahil) 30 yaşından gün alanlar, 6 ay içinde askerlik şubelerine başvurmaları ve 30 bin TL’yi ödemeleri halinde temel askerlik eğitimine tabi tutulmaksızın askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak. Başvuruda bulunanlar, bu parayı başvuru sırasında defaten ödeyebilecek ya da yarısını başvuru sırasında diğer yarısını ise başvuru tarihinden itibaren 6 ay içinde ödeyebilecek. Bu uygulama kapsamında ödenecek paralar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adına Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıflar Bankasında açılacak özel hesaba yatırılacak.

Paralar nerede kullanılacak
Özel hesapta toplanan paralar; şehit yakınları, gaziler, özürlüler, muhtaç erbaş ve er aileleri, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları dahil TSK’ya mensup vazife malulleri ile emniyet hizmetleri sınıfına mensup vazife malullerine yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerinin finansmanında kullanılacak. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, haklarında askerliğe elverişli olmadıkları yönünde verilen kararlardan dolayı askerlik hizmetinden muaf tutulanlar da 6 ay içinde başvurmaları halinde yaş sınırı aranmaksızın bu düzenlemeden yararlanacak. Bu kanundan yararlanan yükümlüler hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve kovuşturma yapılmayacak, başlatılmış olanlar sona erdirilecek.

Kanundan önceki miktarı ödeyecekler
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce temel askerlik eğitimini süresi içinde yapmadıkları gerekçesiyle dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılanlardan, belirtilen yararlanma şartlarını taşıdıklarını ve bu kanunla değiştirilmeden önceki miktarları süresi içinde ödediklerini konsolosluklara müracaatla belgelendirenler, muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak. Bu kişiler hakkında da askerlik hizmetini yerine getirmedikleri için idari ve adli soruşturma ile kovuşturma yapılmayacak, başlatılmış olanlar sona erdirilecek.

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce temel askerlik eğitimini tamamlamalarının ardından askerliğe elverişsiz hale gelen, vefat eden, Türk vatandaşlığından çıkmalarına izin verilen veya Türk vatandaşlığını kaybedenler ile ödeme ve temel askerlik eğitimi yükümlülüklerini süresi içinde tamamladıkları için kesin terhise hak kazananlara geri ödeme yapılmayacak. Kanun yürürlüğe girmeden önce dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak üzere başvuranlar da bu düzenlemeden yararlanacak ve temel askerlik hükümlerine tabi tutulmayacak.

“Bakan ve milletvekilleri arka sıralarda uyuyor”
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Genel Kurulun arka sıralarını göstererek, “Enerji Bakanı ve milletvekilleri arkalarda uyuyor. Battaniye ve yastık getirmek lazım” dedi. CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören de “Meclis yaylaya döndü. Sayın bakan ve milletvekilleri arkalarda uyuyor” diye konuştu. Tasarının yasalaşması, 12 saat sürdü. Muhalefet milletvekilleri, maddeler üzerinde konuşma haklarının yanı sıra önergeler de vererek söz aldı. Başkanvekili Sadık Yakut, tasarının yasalaşmasının ardından bugün saat 14.00′te toplanmak üzere birleşimi kapattı. (AA)

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Yılmaz Özdil Ropörtajı 27 Kasım 2011

Pazartesi, Kasım 28th, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

Yılmaz Özdil Ropörtajı Kasım 2011

Profesyonel gazeteci karabatak gibidir, battı zannedersin ağzında bir balıkla çıkar

Star Televizyonu’nun satılmasının ardından satıştan çok haber merkezinin durumu ve özellikle Uğur Dündar’ın kendine uygun bir koltuk bulunamadığı için Doğan Grubu’ndan ayrılması konuşuldu. O haber merkezinde önemli bir görevi olan ama resmi titrini ‘Hürriyet Gazetesi yazarı’ olarak seçen Yılmaz Özdil, satış sonrası süreci ilk kez anlattı…

Doğan Grubu’nun önemli kanallarından Star Televizyonu geçtiğimiz ay Doğuş Grubu’na satıldı. Neredeyse iki yıldır konuşulan satışın nihayet gerçekleşmesi ardından satış değil bu kanalın lokomotifi olan Uğur Dündar ve haber merkezinin büyük bölümünün işsiz kalması konuşuldu. Dündar ile birlikte resmi olarak yönetici titri olmasa da o haber merkezinin lokomotifi olan Yılmaz Özdil ise bu süreçte konuşmamayı tercih etti. Ortalık biraz durulunca kendisini aradım ve satış sürecini ve sonra olanları bir de ondan dinlemek istedim… Tabii söz konusu Yılmaz Özdil olunca günlük siyasete de girdik ve çok konuşulan Dersim yazısıyla ilgili eleştirileri de yanıtladı.

- Uzun süredir konuşuluyordu Star’ın satılması… 

 Benim açımdan hiç sürpriz olmadı, biliniyordu, talipler vardı; satıldı.

 

- Satış değil de sonrasında yaşananlar galiba sürpriz oldu. Haber merkeziyle ilişiğin kesilmesi sırasında bir üslup sorunu mu yaşandı?

 Değerli Ağabeyim Uğur Dündar, zaten olanı biteni anlattı ama benim açımdan soruyorsan ben Hürriyet’in personeliyim. Bir gün Uğur Ağabey geldi, dedi ki ‘Yılmaz, benimle Star Haber’de çalışır mısın?’ Ben de gurur duyarım dedim ve gittim. Sonra gün geldi Uğur Dündar ‘Ben ayrılıyorum’ dedi, ben de ceketi alıp çıktım. Yani Star Haber ile Star Televizyonu ile ilişkim zaten sadece buydu.

 

- Kendi adınıza müsterihsiniz ama işsiz kalan arkadaşlarınız için… 

İşsiz kalan arkadaşların yeniden iş sahibi olması için kişisel olarak elimden geleni yapıyorum. Bu sadece Star Haber ile alakalı bir şey de değil. Çalıştığım gruba ait olmayan basın organlarında çalışan arkadaşlarımız arasında işsiz kalanlara da yardımcı olmak için elimden geleni yapıyorum. Biz çalışanlar aynı ırktanız.

 

KİMSEYLE VEDALAŞMADIM

- Kalanlar açısından bakınca, gidenlerle vedalaşmak zor olsa gerek.

Kimseyle vedalaşmadım çünkü bir yere gitmiyoruz ki… O arkadaşlarım da bir yere gitmiyor. Hepimiz aynı sektörün içindeyiz. Bazen aynı, bazen farklı çatılar altında çalışırız; bu yaşanan ne ilk ne de son. Bir de bu işin sorumluluğunu biliyorum.

 

- Yönetici olma kısmı mı? Star Haber’de sorumluluğunuz ‘yönetici’ olarak yok muydu?

Yoktu ama yönetici olduğum gazete ve televizyonlarda da ne kimseyi işten attım ne de kimseyi işe aldım… Eksik olan bir kadro varsa biri alınmıştır, onu da örneğin muhabir lazımsa haber müdürleri almıştır. Star Haber’de de aynı şekilde davrandım. Uğur Ağabey de öyle. Biz gittiğimizde orada kim varsa onlarla çalıştık.

 

- Peki, Dündar’ın, ‘Biz giderken bir pasta kesilmemesi, teşekkür edilmemesi kırıcıydı’ dediği durum… Bu hissiyatına katılıyor musunuz?

 Uğur Ağabey’in bu sözlerini ben de röportajlarında okudum. Kendi aramızda doğrusu bunu konuşmadık. Yani bütün samimiyetimle söylüyorum, Uğur Ağabey gel dedi gittim, o bıraktı ben de çıktım.

 

- Uğur Dündar’ın yaptığı açıklamaların toplamına bakınca satıştan sonra Doğan Grubu ile yola devam etmemesinde muhalif duruşuyla ilgili bir sorun olduğuna çekiyor dikkatleri. Siz de ismi muhalif yazarlar arasında geçen birisiniz; sizin böyle bir kaygınız var mı?

 Muhalif yazar değilim. Çünkü iktidarda AKP’nin, CHP’nin ya da MHP’nin olması umurumda değil. Herhangi bir partiyle organik bağım olmadığı gibi, bir karşı duruşum da söz konusu değil. Hadiseyi muhalefet olarak görmüyorum…

 

- Uğur Dündar ile hep altını çizdiğiniz iş değil bir ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduğunuz. Türk televizyonculuğu için bir mihenk taşı olan bu ismin boşta olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Uğur Dündar televizyonculuğun Zeus’udur. Bunu kimse değiştiremez.

 

- Bu kadar yıl el üstünde tutulan kişinin de şimdi bir burukluğu vardır diye düşünüyorum.

 Bunu Uğur Ağabey ile hiç konuşmadık. Son derece şeffafım, neticede biz profesyoneliz, bizim bireysel duygularımızın işimizle bir alakası yok. Yaptığımız işi insanların duygularına hitap ederek yaparız. Mesela Van’da çadırda kalan insanın duygusu önemli bizim için. O duyguyu hala hissedebiliyorsak gazeteciyiz zaten. Yoksa televizyon satılmış, orada çalışmışım, burada işsizim; bunlar bizim işimizin duygularıyla alakalı bir konu değil. Profesyonel bir gazeteciyi, karabatağa benzetirim, battı zannedersin ağzında yeni bir balıkla çıkar. Onun dışında burukluk falan bende yok.

 

- Kalın deselerdi… 

  Uğur Ağabey devam etseydi ben devam eder miydim; sanmıyorum. Farklı patronlara çalışamazsın.

 

- Aydın Doğan’ın Star’ı satmasını ticari bakışla mı okumak gerekiyor yoksa siyasi bir yorum içeriyor mu?

 Bunu Aydın Bey’e sormanız lazım. Sebeplerini bilmiyorum, beni ilgilendiren bir konu değil, zaten sormak da haddimize değil. Dünyanın genel durumuna baktığınızda medya sektöründeki reklam piyasasının büyümeyeceğini, daralacağını düşünüyorum. Artan özel televizyon ve gazete sayısını da göz önüne aldığımızda, okur sayısı da ortada olduğuna göre, daha fazla kar eden kuruluşlara yoğunlaşıp kar etmeyen ya da zarar eden kuruluşlardan kurtulmak mantıklı geliyor bana.

 

- Televizyonda çalışır mısınız yine?

 Hayat beş yıllık kalkınma planı değil… Geleceğe dair hiçbir planım yok. Bundan önce de televizyon haberi yapayım diye bir beklentim ya da derdim yoktu. Bundan sonrasına dair de bir fikrim ve beklentim yok.

 

- Ciddi bir yoğunluk bir anda hayatınızdan çıktı ve bir boşluk doğdu. Şimdi size kalan bu vakti nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Benim adıma mutlu bir boşluk bu. Spora, arkadaşlarıma daha çok vakit ayırıyorum; yani memnunum doğrusunu isterseniz. Bu olumlu bir şey ama spor yaparken de televizyon seyrediyorum.

 

- Yazmaya daha çok vakit kaldığına göre, yeni bir kitap yazarsınız belki…

 Yeni bir kitap için çalışıyorum, önceki gibi değil. Önceki kitap çıkmış olan yazılarımın bir derlemesiydi ama şimdi başladığım kitap öyle değil.

 

- Gazetecilikle mi ilgili, roman mı?

 Yine gazeteci kitabı olacak tabii. Roman, işin edebiyat tarafı, ben edebiyatçı değilim. O başka bir iddia, şu an için öyle bir niyetim yok. Bir gazeteci kitabı ve adı da ‘Sessiz Film’.

 

- İnternette bir fenomen oldunuz, binlerce insan yazılarınızı paylaşıyor. Hürriyet okurunun dışında bir Yılmaz Özdil okuru kitlesi var… 

 Yazılarımı beğenip internette paylaşan herkese teşekkür ederim. Sonuçta bu da bir çabadır. Herkes diyor ya; ‘İyi de ben ne yapabilirim?’ Bazıları da bunu yapıyor. Ama yazılarım milyonlara ulaşıyor hesabı içinde değilim. Her gün Hürriyet’teki köşemde kendi görüşümü ortaya koyarım. İster alırsın ister almazsın, ister beğenir ister beğenmezsin.

 

- Hürriyet markasından bağımsız bir marka oldunuz… 

Hürriyet logosunun üzerine hiçbir yazar çıkamaz. Benim yazdığım köşede daha önce Oktay Ekşi, Çetin Altan, Rauf Tamer, Bekir Coşkun yazıyordu. Bu bir gökdelendi ve ben onun çatı katına çıkıp oturmuş oldum ama bu gökdeleni oraya diken Hürriyet logosu. Sabah Gazetesi’nin de üçüncü sayfasında yazıyordum. Sabah’ı küçümsemek için söylemiyorum ama bir logonun, bir gazete yazısının okunma oranını ne kadar artırdığını Hürriyet’te gördüm.

 

YAZARLIĞI SEVMİYORUM

- Bağımsız bir marka olma başarısı ayıplanacak bir şey değil ki, birçok isim marka olmak için çalışıyor… 

19 senedir İstanbul’da gazetecilik yapıyorum. Öncesinde de İzmir’de… Çalıştığım her yerde hep Hürriyet ile bir rekabet vardı; hayat beni Hürriyet’te yazar yaptı. Bu bir şans. Söylediğimin samimiyetine inanmanız için ailemle konuşmanız gerekir ama kesinlikle şunu söylemeliyim ki benim açımdan burada yazar olmakla, buranın yazı işlerinde çalışmak ya da muhabir olmak arasında bir fark yok. Yazar olmak, popüler olmak güzel ama tatsız da aynı zamanda. Şöhret olmayı seviyorsanız güzel ama şöhret olmayı sevmiyorum. Yazı işleri kökenli biri olduğum için, aslında yazarlığı da çok sevmem. Editörlerin, sayfa sekreterlerinin yazar kaprisleri yüzünden neler çektiğini biliyorum.

 

- Sütununuzun eski sahiplerini sayarken Bekir Coşkun, Oktay Ekşi gibi kişilerden bahsettiniz.  Bu kişilerin başlarına gelenlere bakınca, o sayfanın bir zorluğu, bedeli var mı?

 Öyle görmüyorum doğrusu… Düşündüğümü yazıyorum; bu 3. sayfa da olabilir, 23. sayfa da olabilir. Bir de başkaları adına konuşamam ama kişisel kaygım yok.

 

- Sokakta olumlu ya da olumsuz tepki gösterenler oluyor mu?

Tabii oluyor. Bir gazetede yazıyorsun ve görüyorsun ki o yazı okunmuş. Beğenen de beğenmeyen de var ama okunduğundan eminsin. İşimi iyi yaptığım konusunda müsterihim. Bu, iç huzuru veriyor. İşin sadece bu tarafıyla ilgiliyim.

 

- Yanlış anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz ya da yanlış anlaşılma kaygısı sizi frenliyor mu?

Hiç böyle bir kaygım yok. Ben yazarım, bazıları da beni yazar. Hadise bu… Fikrimi hukuk çerçevesinde söylüyorum. Burada çok deneyimli bir yazı işleri ve hukuk bürosu var. Yazdıklarım hukuka aykırı olsa, beni uyarırlar, ben de değiştiririm ya da yazmam ama böyle bir uyarı yok. 29 senedir gazetecilik yapıyorum, hukuk işimin bir parçası. O çerçevede yazıyorum; beğenirsin, beğenmezsin. O senin bileceğin iş.

 

Nedim ŞENER tren gibi adamdır

 

- Nedim Şener geçtiğimiz gün mahkeme önüne çıktı, siz gittiniz mi mahkemeye?

Gitmedim, çünkü yazımı yazdığım saatti.

 

- Çıkacaklarına dair bir beklentiniz var mı?

Bu duruşmadan bir tahliye doğrusu beklemiyordum. Nedim tren gibi yaşayan bir insandır. Eviyle işi arasındaki rayda yaşayan bir adam. Çok iyi bir aile babası, çok iyi bir arkadaş, Nedim’in herhangi bir suça karıştığına asla ve asla inanmıyorum. Nedim gibi bir adamı içeri atıyorlarsa, çıkarmayacaklardır…

 

Mühendislik ve fen bilimleri okuyanlar gazetecilik yapmalı

 

- Eğlence kanallarındaki ana haberleri izliyor musunuz?

Tabii izliyorum, bu benim işim.

 

- O haberi öyle vermezdim ya da bunu böyle yapardım gibi eleştiriler yapıyor musunuz?

Yok, benim işim şu anda yazı yazmak. Günlük, popüler konuları yazmaya gayret ediyorum dolayısıyla televizyonlara popüler meseleleri takip etme açısından bakıyorum. Televizyon haberlerinden kurtulduğuma mutluyum.

 

- Yine de habercilik-gazetecilik yaşam biçimi mi sizin için?

Elbette, onda değişen bir şey yok. Herhalde bıraksam da değişmez. Çünkü severek ya da isteyerek yaptığım bir şey değil ama bu benim işim. Dolayısıyla işimi iyi yapmaya gayret ediyorum.

 

- Sevmeme meselesi enteresan, insan sevmediği işi nasıl bu kadar uzun süre ve iyi yapabilir?

Bu bir disiplin, hayata bakışla ilgili bir şey. Tekstille uğraşsaydım da en iyi gömleği yapmaya çalışırdım.

 

- Üniversitede gazetecilik eğitimi aldınız ve isteyerek seçmediniz mi?

Hiç değil. Üniversite sınavına girdiğim dönemde önce tercihleri sıralıyor, sınava giriyordun. Ben de tercihlerimi sıraladım sınava girdim. Yaptığım soru neti Ege Üniversitesi Gazeteciliğe denk geldi.

 

- İlk tercihiniz neydi?

Boğaziçi, Elektrik. İzmir Atatürk Lisesi ağırlıklı matematik bölümü mezunuyum. Sınıf arkadaşlarımın tamamı Türkiye dereceleri aldılar ve Boğaziçi – ODTÜ – İTÜ gibi üniversitelerin mühendislik bölümlerine girdiler. İzmir Atatürk Lisesi tarihinde matematik okuyup Türkçe ile üniversiteye giren tek öğrenci benim.

 

- Hayaliniz mühendislikti öyle mi?

Hiçbir hayalim yoktu aslında. Matematik dersini çok kolay yapardım, hala da öyleyim. Çalışmadan geçer puan alabiliyordum. Sosyal dersler zor geldiği için matematiğe girdim. Gazetecilik yapmaya başlayınca gördüm ki gazetecilik aslında sosyal bilimlere ait bir iş değil. Daha çok sosyal bilimlerden gelen insanlar gazeteciliğe yöneliyor. Halbuki haber dediğimiz hadise bana göre bir matematik. Yazının ve haberin bir mimarisi var… Elimde sihirli bir değnek olsa gazetecilerin tamamını analitik zekaya sahip mühendislik ve fen bilimlerinden gelen insanlardan seçerdim. Eğer böyle olsaydı, gazetelerin ve televizyonların durumu bugün çok daha iyi olurdu.

 

Dersim tartışması Gül’ün İngiltere ziyaretini gölgeledi

 

- Bu hafta ülkenin en çok konuşulan meselesi Dersim tartışmalarıydı. Siz de yazdınız… 

Başbakan PKK ile görüşürken ‘ben değil devlet görüşüyor’ diyor, Dersim meselesinde devlet adına özür dileyebiliyor. Öncelikle bu tanımın yapılması lazım. Ermeni soykırımı iddialarında hep ‘bu meseleyi tarihçilere bırakalım’ demiyor muyuz? E, Dersim meselesini niye siyasetçilere bırakıyoruz? Ayrıca PKK’nın Dersim hadisesini bir soykırım olarak ortaya koyduğunu Avrupa Parlamentosu’nda bununla ilgili konferans düzenlediğini biliyoruz. Dersim, Ermeni soykırımı iddiasıyla paralel bir meseledir, beraber konuşulması lazım.

 

- CHP’nin tavrını nasıl değerlendirdiniz?

Onur Öymen ile başlayan bir hadiseydi bu, Kemal Kılıçdaroğlu orada farklı bir tavır sergilemişti, şimdi farklı bir tavır sergiliyor. Dolayısıyla Başbakan da bunu yakaladı ve güzel bir hadise olarak ortaya koydu. Zamanlama itibarıyla da bakarsak bedelli ve Dersim’in üst üste gelmesinde paralel bir şey daha var. Cumhurbaşkanı’nın İngiltere’deki ziyareti. Mesela, Dersim tartışmaları yüzünden o ziyaret de gölgelenmiş oldu. AKP içinde de öne çıkma rekabetiyle ilgili bir konu olduğunu düşünüyorum.

 

- Sizin Seyid Rıza’yı konu alan yazınız da çok eleştiri aldı; ‘evet o bir kuklaydı ama çoluk çocuk öldürülmeli miydi’ diyen eleştirilere nasıl cevap vereceksiniz?

Yani şimdi mesela orada çocuklar öldürüldü mü; öldürüldü. Bunu tartışmak ya da bunu inkar etmek geri zekalılıktır. Benim yazdığım yazı üzerine bu eleştiriyi getirmek de geri zekalılıktır. Bir hadise varsa başından sonuna kadar değerlendirilmesi lazım. Sadece sonuçları konuşarak bir yere varamayız.

 

- Faşist olduğunuz için yazınızda ölen kadın-çocuk masumlardan bahsetmediğiniz yorumlarına ne diyeceksiniz?

Mustafa Kemal olmasaydı, bu ülkede ezan bile okunmazdı. Mustafa Kemal’e diktatör denilen bir ortamda, bizim gibilere faşist demeleri normal. Sürgün, ölüm meselesine gelince… Kardeş bildiği insanların ihanetine uğrayıp, komşuları tarafından sırtından bıçaklanan, doğduğu topraklardan silah zoruyla sürgün edilen bir ailenin çocuğuyum ben, kız kardeşi öldürülen, dayısı süngülenen, ocağına incir ağacı dikilmiş bir kadının torunuyum. Şehit kanını parayla satın aldıranlardan, ‘vicdani ret’i destekleyenlerden alacak vicdan dersimiz yok.

Akşam Gazetesi yazarı Gülay Altan ve Yılmaz Özdil Ropörtajı  27.11.2011

 

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

Yılmaz Özdil – İzmir’de nooluyor? 27 Kasım Pazar

Pazar, Kasım 27th, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

Yılmaz Özdil – İzmir’de nooluyor? 27 Kasım Pazar
İzmir’de nooluyor?
Dersim’i yazdık.
İzmir’i ıskalamayalım.
Geçen mayıs…
İzmir’den mebus adayı olan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım “2 Mayıs’ta İzmir projelerimi açıklayacağım” dedi. Şırak… 2 Mayıs’ta İzmir Büyükşehir Belediyesi basıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, tam o gün, Expo 2020 adaylık başvurusu için Paris’e gidecekti. İçeri tıkılan arkadaşlarına sahip çıkabilmek için, gidemedi. Binali Yıldırım, baskından rahatsız olduğunu belirtip, “zamanlaması manidar” dedi.

Geçen pazartesi…
İzmir Emniyet Müdürü görevden alındı, yeni Emniyet Müdürü koltuğa oturdu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Expo 2020 sunumu için Paris’e uçtu.

24 saat sonra…
Koltuğa dün oturan Emniyet Müdürü, bismillah, Büyükşehir Belediyesi’ni bastı. Aziz Kocaoğlu sunumunu yapamadan, apar topar İzmir’e geri döndü. Sunumu kim yaptı? Baskından rahatsız olduğunu belirtip “münasebetsiz zamanlama” diyen Binali Yıldırım.

(2011 seçimi yapıldı, AKP İzmir’de oy patlaması yaptı, CHP çöktü balonu uçuruldu. CHP yüzde 44 oy alıp, 13 mebus çıkardı. AKP yüzde 37 oy alıp, 11 mebus çıkardı. Halbuki… 2007 seçiminde, CHP yüzde 35 oy almış, 11 mebus çıkarmıştı. AKP ise, yüzde 30 oy alıp, 9 mebus çıkarmıştı. AKP’nin 2 mebus fazlası yazılırken, CHP’nin 2 mebus fazla çıkardığından bahsedilmedi! Üstelik, AKP oyunu 7 puan arttırırken, CHP’nin 9 puan attırdığı yazılmadı!)

(İzmir’de devşirilen gazteciler uçurdu bu balonu. İzmir halkına resmen yalan söylediler.)

(Daha önemlisi… CHP’nin İzmir’deki oyu yüzde 37’yken, Aziz Kocaoğlu yüzde 55’le seçildi. CHP’nin İzmir’deki oyu yüzde 44’e çıktığına göre, Aziz Kocaoğlu bu seçimde sizce kaç alır?)

Hedef…
Aziz Kocaoğlu’nu yok etmektir. Yeniden aday olursa, açık farkla seçileceği biliniyor.

(Ayıptır söylemesi, taa 2007’de, Expo projesi AKP’nin İzmir’i kazanma projesidir diye yazmıştım. Expo’nun teması sağlık… Niye Sağlık Bakanı gitmiyor? Hadi diyelim, Sağlık Bakanı İzmirli değil… Expo turizm demek değil mi? Niye Turizm Bakanı gitmiyor? İzmir mebusu değil mi Turizm Bakanı? Metrobüs temalı mı ki, Ulaştırma Bakanı gidiyor?)

Özetle, bence…
Binali Yıldırım Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapılacak. İzmir’de olan bu.

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN

İshakpaşa Sarayı Dünya Kültür Mirası listesine girmeye aday

Pazar, Ağustos 28th, 2011 | Türkiye with Yorum Yok »

UNESCO tarafından ”Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi”ne alınan Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesindeki İshakpaşa Sarayı’nın, asıl listeye girebilmesi için çalışmalar devam ediyor.

Doğubayazıt sancak beyi Çolak Abdi Paşa tarafından 1685 yılında ilçeye 7 kilometre uzaklıktaki sarp kayalıklar üzerine inşa edilen ve 1784 yılında oğlu İshak Paşa döneminde yapımı tamamlanan 116 odalı İshakpaşa Sarayı, türbesi, camisi, surları, avluları, koğuşları, divan ve harem salonları ile her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Dünyadaki ilk kalorifer tesisatının kurulu olduğu sarayın, bir süre önce Birleşmiş Milletler Bilim, Eğitim ve Kültür Teşkilatının (UNESCO) ”Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi”ne alınmasının ardından, 2000 yılından bu yana devam eden restorasyon çalışmaları da hız kazandı.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut, İshakpaşa Sarayı’nın UNESCO’nun geçici listesindeki en önemli eserlerden biri olduğunu belirterek, sarayın asıl listeye girebilecek tüm özelliklere sahip bulunduğunu söyledi.
Haberin devamı ↓reklam

Bakanlık tarafından sarayda 2000 yılından itibaren başlatılan restorasyon çalışmalarının 2012 yılına kadar devam edeceğini vurgulayan Bulut, ”Temel hedefimiz İshakpaşa Sarayı’nı şu haliyle gelecek kuşaklara aktarabilmektir” dedi.

Bulut, İshakpaşa Sarayı’nın yalnızca Ağrı’nın ve Türkiye’nin değil tüm dünyanın ortak mirası olduğuna, Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlıklarına ait mimarinin, geçmişle gelecek arasında köprü kurduğuna değinerek, şunları kaydetti:

”Bu saray tüm dünyanın ortak eseridir ve hepimiz için önemli bir kazançtır. Biz de bunu göz önünde bulundurarak sarayın işlevselliğinin artması ve yaşanabilir bir mekan haline gelmesi için çalışıyoruz. Sarayın gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması için ciddi restorasyonlar yaptık. Son 7 yılda bakanlık tarafından sarayın restorasyonuna 12 milyon 761 bin lira harcandı. Ayrıca sarayın tanıtımı için de çalışmalar yürütüyoruz. Yaptığımız tanıtım çalışmaları sayesinde 2011 yılının ilk 6 ayında sarayı 115 bin yerli ve yabancı turist ziyaret etti.”

BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN