
KOVBOYLAR VE UZAYLILAR
Orijinal Adı: Cowboys&Aliens
Yönetmen: Jon Favreau
Oyuncular: Daniel Craig, Harrison Ford, Olivia Wilde
Bazı filmler türü yeniler, bazıları ise mezardan kaldırır. Clint Eastwood’un olağanüstü yapıtı ‘Affedilmeyen’ (Unforgiven), hem türü yenilemiş, hem de western’in üzerindeki ölü toprağını üzerinden atmıştı. Bu muhteşem geri dönüşün bir de ‘Vefa’ ayağı vardı: Bugün artık bir peygamber tavrıyla çektiği filmlerde hem Amerikan, hem de insanlık tarihine adeta özel dokunuşlarda bulunan bir zamanların ‘Dirty Harry’si, kendisini sinema âlemine tanıtan ‘Spagetti western’lere de borcunu ödüyordu bir anlamda.
Günümüz sinemasında westernle karşımıza gelenler ise kuşkusuz öncelikle hem çocukluk günlerine, hem de kendilerini muhtemelen bu sanatı sevdiren türe olan vefa borçlarını ödüyorlar. Nitekim bugünden itibaren gösterime giren ve bu nedenle yukarıdaki girizgâha soyunduğum ‘Kovboylar ve Uzaylılar’ (Cowboys&Aliens) filminin yönetmeni Jon Favreau da, bu ayki Sinema dergisinde yer alan söyleşisinde, bence şöyle kilit bir cümle kurarak meseleyi yeterince özetliyor: “Eğer bir ressamsanız, Rönenans’ı etüt etmeniz gerekir. Eğer bir yönetmenseniz de western’i…”
‘Bilek’lerine kuvvet…
Özet demişken, hemen konuyu kısaca toparlayalım: Yıl 1873, ‘Vahşi Batı’nın hüküm sürdüğü bir dönem. Adını bile hatırlamakta zorlanan bir adam, bir kasabadaki dengesizliklere kendince denge getiriyor. Daha doğrusu, koşullar onu buna itiyor. Kasabanın hâkimi ise sığır ticareti yapan ve bu yolla, ahaliye geçim kapısı aralayan ama bunu de her daim, yöre sakinlerine bir tür tehdit aracı olarak kullanan emekli Albay Dolarhyde. Yabancının, kolunda bir bileklik vardır ve yapısı itibariyle dijital bir görüntüye sahiptir. Lakin o devirde dijitalliğin yeri ne? Adının, aranan bir suçlu olan Jake Lonergan olduğu iddia edilen yabancı hapse atılıp daha yüksek bir mahkemede yargılanması için yola çıkarılırken gökten gelen tehlike işin seyrini değiştirir… Artık yabancı, kasabayla birlikte tuhaf yaratıklara ve onların üstün teknolojilerine karşı mücadele etmek zorundadır.
Jon Favreau, daha çok ‘Demir Adam’ (Iron Man) serisinin (ki bence serinin bugüne kadar çekilen iki filmi de çok sıradandı) yönetmeni olarak biliniyor. Hoş, bu ‘Melez çaba’da (melez, çünkü westernle bilimkurguyu harmanlıyor) ana eksen ‘altın tutkusu’. Dolayısıyla kâğıt üzerinde bir elementsel kayma var. Öte yandan ‘Kovboylar ve Uzaylılar’, iki tür arasında gidip gelse de, sadece arada bilimkurguya göz kırpıyor ve her şeyiyle ana dokusunu, ‘Kasabadaki gizemli adam, ona ilgi duyan bir kadın, kötü görünümlü ama özünde iyi bir olan eski toprak bir yan karakter, Apaçiler vs.’ türünden öğelerle ‘western’den yana örüyor.
Pazar sabahı keyfi
Evet, öyküde çok klişe var, evet ne eski, ne de ikili karışım nedeniyle yeni türe de ‘taze bir soluk’ katmıyor ama yine de bence seyircisine eski çocukluk günlerine, pazar sabahı TRT karşısında ekrana çöreklendiğimiz ‘Siyah-beyaz kovboy filmi’ dönemine belli oranlarda götürüyor. Bence bazen bu kadarı bile kâfi olabiliyor. Filmin yaratık tasarımları ise, pek yeni değil ama zaten bu konuda da iddialı oldukları söylenemez. Bir de kıssadan hisse şu noktanın altı çizilebilir; uzaylıların hep 1900’lerin başında geldiği ve Amerikan Hükümeti’nce bu ziyaretlerin saklandığı iddia edilir; Jon Favreau’nun filmi, hikâyeyi biraz daha geriye sarıyor.
Oyunculuklara gelince, ‘Gizemli yabancı’da ‘Son Bond’ Daniel Craig bence çok çok iyi bir western tiplemesi olmuş. Yönetmen Favreau, Craig’de ‘Muhteşem Yedili’deki Steve McQueen tadını yakalamaya çalışmış. Bence, 70’lerde bizde de yayımlanan ‘Ringo‘yu daha çok andırmış. Albay Dolarhyde’da Harrison Ford, uzaylılarla yeni karşılaşıyormuş gibi yapıyor ama malum kendileri Han Solo olarak da bilinir. Şaka bir yana, üstad 69 yaşında bile kâh at üstünde, kâh elinde tabancayla ‘Yaratıklar’a karşı etkin mücadelede rol oynuyor. ‘Saloon’ adamından karısını kaçıranlara karşı silaha sarılan bir eylemciye dönüşen Doc’ta Sam Rockwell, gözlüğünün ve bıyığının ardında filme yine muzipçe bir çizik atmayı başarıyor. Gizemli kadın Ella’da ise Olivia Wilde, öykünün en güzel nesnesi olarak yeterince derin bir iz bırakıyor. 1984 doğumlu Wilde’ı, geçen sezon ‘Tron: Legacy’ ve ‘The Next Three Days’ filmlerinde de izlemiştik. ‘Son Hava Bükücü’nün ana karakteri Aang’i canlandıran Noah Ringer da, şerif Taggart’ın oğlu Emmett’i canlandırıyor. ‘Kan Dökülecek’le şöhrete kavuşan Paul Deno ise Albay Dolarhyde’ın ‘Billy the Kid’ müsveddesi oğlu Percy’de karşımıza geliyor.
‘Western pazarı’na nur yağarken…
Sonuç? Son dönemde başta animasyon ‘Rango’ olmak üzere Coen’lerin yeniden çevrimi ‘True Grit’ ya da ‘Appaloosa’ gibi yapımlar, ‘Western’i yeniden hatırlattılar. Ama hiç biri bence bir Yeni Zelandalı, diğeri Avustralyalı iki yönetmenin imzalarını taşıyan filmler kadar derin ve etkileyici olmadı. Bu yapımlardan biri Andrew Dominik’in Brad Pitt’li ‘The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford’uydu. Diğeri de John Hillcoat’ın ‘The Proposition’ıydı. İkisi de, DVD raflarında duruyor, özellikle ‘The Proposition’ uzun süredir ucuzlukta, bana kalırsa kesinlikle kaçırmayın.
Bu hatırlatmaları yaptıktan sonra, ana eksenimize dönelim. ‘Kovboylar ve Uzaylılar’, westernseverleri belli ölçülerde memnun edecek bir yapım, öncelikle türün meraklılarına diyelim…
BEĞENDİYSEN ARKADAŞLARINLA PAYLAŞABİLİRSİN
Yorum Yaz